İletişim Başkanı Fahrettin Altun: “Ukrayna krizi sırasında tüm dünyanın şahit olduğu arabuluculuk çabamız bir tesadüf eseri değildir. Bu, Türk dış politikasının yıllardır görmezden gelinen başarılarının son halkasıdır.”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nda düzenlenen “Ukrayna’daki Savaşın Bölgesel ve İnsani Sonuçları Konferansı”nda yaptığı konuşmada Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin, “Bölgemiz ve insanlarımız çatışmalardan yoruldu, artık barışı, huzuru ve refahı istiyor. Türkiye, ‘istikrarlaştırıcı güç’ olarak üzerine düşeni şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yapmaya devam edecektir.” Ifadelerini kullandı
Küresel salgının, bölgesel siyasi ve ekonomik gerilimlerin, sıcak çatışmaların etkilerinin, bütün ülkelerin her alanda hissettiği günlerden geçildiğine dikkati çeken Altun, bu gelişmelerin dünyadaki tüm dengeleri alt üst ettiği bir döneme, hep birlikte sürecin daha olumlu bir noktaya evrilmesi, krizlerin çözüme kavuşması için çalıştıklarını belirtti.
Suriye’den Irak’a, Afganistan’dan Yemen’e, Libya’dan Arakan’a kadar, insani trajediler üreten birçok noktadaki krizin hâlâ çözüm beklediğine işaret eden Altun, Ukrayna ile Rusya arasında başlayan savaşın, başta Avrupa olmak üzere, tüm dünya için son dönemin en yıkıcı ve can yakıcı olaylarından biri olduğunu ifade etti.
Bu savaşın, herkesi “Çözümsüzlüğe itilip ihmal edilen en küçük bir problem, büyük felaketlere sebep olabilir. Daha küçükken söndürülmeyen bir kıvılcım dahi, herkesi yakan bir yangına dönüşebilir.” gerçeğiyle yeniden yüzleştirdiğini kaydeden Altun, Ukrayna savaşının patlak verdiği günden bu yana, dünyanın bazı kesimlerin görmezden gelmeye çalıştığı bir gerçeklikle daha karşı karşıya kaldığına değindi.
Son yıllarda gerek medya operasyonları gerekse sözde uzmanlar üzerinden Türkiye’nin bölgesinde oluşturduğu ağırlık merkezinin saklanmaya çalışıldığına dikkati çeken Altun, şöyle konuştu:
“Libya’dan Karabağ’a, Suriye’den Doğu Akdeniz’e Türkiye’yi ihmal ederek oynanmaya çalışılan oyunlar kendiliğinden bozuldu. Ukrayna Savaşı ile birlikte herkes yeni jeopolitik, jeoekonomik ve stratejik gerçeklik testine tabi kaldı. Türkiye’nin, bölgenin güvenliği ve krizlerin çözümü noktasında önemli rol üstlenen bölgesel aktör olarak ortaya koyduğu performans esas itibariyle ortadaydı. Buna rağmen bu performans yeterince takdir edilmedi ve desteklenmedi. Türkiye’nin bölgesel ve küresel anlamda son 20 senedir oynadığı yapıcı ve istikrarlaştırıcı rol, son birkaç ay içerisinde bunu inkar edenler tarafından dahi kabul edilmek zorunda kaldı.”
“Bölgede bir aktör haline geldik”
Türk dış politikasını ve bölgesinde izlediği güvenlik politikalarını tek taraflı ve haksız eleştirilerle hedef yapanlar için Ukrayna Savaşı özelinde Türkiye’nin ana prensipleri ve parametrelerini hatırlatan Altun, her şeyden önce Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın jeopolitik anlamda dünyanın en zor coğrafyası olduğuna işaret etti.
Türkiye’nin özellikle son 20 senedir denizden ve karadan sınırdaş olduğu devletlerin birçoğunun ya komşularıyla sınır problemleri yaşadığına ya da uzun yıllar süren iç savaşların kurbanı olduğuna dikkati çeken Altun, şunları kaydetti:
“Yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği çatışmalar bu coğrafyada gerçekleşti. Milyonlarca insan tüm dünyanın gözleri önünde evini barkını kaybetti ve mülteci oldu. Zaman zaman ülkemiz de bu çatışmaların ortasına çekilmeye çalışıldı. Bölgeden Türkiye’ye ihraç edilmeye çalışılan güvenlik risklerine karşı mücadele vermek zorunda kaldık. Bunun yanında kara ve denizden sınırdaş olduğumuz ülkelerin birçoğu farklı sebeplerden uluslararası yaptırımların hedefi oldu. Savaşların yarattığı fiziksel yıkımın yanında, yaptırımların getirdiği ekonomik ve ticari yıkım, bölge halklarını derinden sarstı, onların çok ciddi sosyal problemlerle karşılaşmasına sebep oldu.
Türkiye bu savaş ve yıkım sarmalı karşısında bir istikrar merkezi olarak bölgede sorunların çözümü için çabalayan en önemli aktörlerden biri oldu. Son 20 senede bu bölgede çıkan her türlü çatışma ve krize karşı tüm diplomatik ve siyasi gücümüzü sarf ederek, bu çatışmaların ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi için çaba sarf ettik. Bazen Irak’taki iç savaşı bitirmek için tek başına, bazen İran’daki nükleer krizi çözmek için partner ülkelerle, bazen Suriye’de akan kanı bir nebze olsun durdurmak için bölge ülkeleriyle, bazen de Libya’da barışı sağlamak için uluslararası camiayla birlikte bu amaç için çalıştık. Bölgede yaşanan her çatışmada, arabuluculuğuna ve kolaylaştırıcılığına ihtiyaç duyulan bir aktör haline geldik.”
“Sivillerin hedef yapılmasını şiddetle kınıyoruz”
Bu yaşananların, Türkiye’yi diplomatik anlamda bölgede en tecrübeli aktör haline getirdiğine dikkati çeken Altun,”Barış için müzakerede Sayın Cumhurbaşkanımız kadar öne çıkan başka bir siyasi lider olmadı.” dedi.
Ukrayna krizi sırasında tüm dünyanın şahit olduğu Türkiye’nin arabuluculuk çabasının bir tesadüf eseri olmadığını vurgulayan Altun, şöyle devam etti:
“Aslında bu, Cumhurbaşkanımız liderliğinde yürütülen Türk dış politikasının yıllardır görmezden gelinen başarılarının son halkasıdır. Ukrayna savaşı sırasında, önce Antalya, sonra İstanbul müzakerelerinin ortaya çıkmasını sağlayan, yıllardır bu tip krizlerde oynadığımız aktif roldür. İki tarafın aynı anda güvendiği bir aktöre dönüşmemiz yıllardır bu krizle ilgili tuttuğumuz pozisyonun neticesidir. Türkiye bu krizin ortaya çıkmasından bu yana genel tavrını krizin bir savaşa dönüşmesini engellemek şeklinde formüle etmiştir. Türkiye olarak bu gibi krizlerin askeri bir çözümü olmadığı kanaatindeyiz ve yaşanan durum bunun en önemli kanıtı haline geldi. Bizim için öncelik, şiddetin sona ermesi ve sivillerin daha fazla zarar görmeden ateşkesin sağlanmasıdır, barışın temin edilmesidir. Ukrayna’daki masum siviller üzerinden daha büyük hesaplar görme çabalarını doğru bulmadığımız gibi, bu sivillerin hedef yapılmasını da şiddetle kınıyoruz. Yaptırımların cezalandırıcı etkisinin sahada yaşanan dramı sona erdirmeye yetmediğini de görüyoruz. Türkiye olarak diplomatik temas, diyalog ve müzakerelerin, etkin bir şekilde yapılması durumunda, krizi sonlandıracak araçlar olduğuna inanıyoruz.”
“Türkiye için kriz 24 Şubat’ta başlamamıştır ve biz, krizin başladığı andan itibaren barış için sürekli olarak bu araçlarla çaba gösteren neredeyse tek bölgesel aktör konumundayız.” diyen Altun, diplomasi ve müzakerenin sabır ve sebat gerektiren enstrümanlar olduğunu, yıllardır yaşanan her krizde bu enstrümanlardan umudu hiç kesmediklerini, bunları sonuna kadar kullanmak için çaba sarf ettiklerini dile getirdi.
“Çatışmalar, satranç oyununa dönüştü”
Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için hiç durmadan ve yorulmadan diplomatik çabaları sonuna kadar sürdüreceklerinin altını çizen Altun, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ukrayna’da ortaya çıkan savaş ve bu savaşın uluslararası camia tarafından önlenememiş olması, dış politikamızın temellerini oluşturan bir başka hedefimizin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu ortaya koydu. Sayın Cumhurbaşkanımız yıllardır uluslararası camiayı, ‘uluslararası örgütlerin sergilediği zaaf’ konusunda uyarıyor. Ne Suriye’de ne Libya’da ne de çatışma ve savaşların yaşandığı başka coğrafyalarda uluslararası örgütler etkin bir rol oynadı. Dahası bölgemizde yaşanan her çatışma, büyük güçler arasındaki satranç oyununa dönüştü. Ne yazık ki birer vekalet savaşına dönüşüyor. Özellikle Birleşmiş Milletlerin, Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerin veto kartını kullanmasıyla paralize olması, küresel ölçekte büyük bir karamsarlığı beraberinde getirdi. Bu örgütlerin yeniden işlerlik kazanabilmesi için reforme edilmesi gerektiği konusunda en güçlü çağrıyı yapan ülkelerden biri Türkiye oldu, Sayın Cumhurbaşkanımız oldu. Ukrayna krizi sırasında bu önemli kurumların var olan zaafını bir daha gördük.”
Bu krizi çözme konusunda birinci derecede sorumlu olan BM Güvenlik Konseyinin sadece karşılıklı suçlamaların ve veto tehditlerinin birbirini takip ettiği bir tiyatro sahnesine dönüştüğünü anlatan Altun, “Bu zaafın en önemli göstergesi Ukrayna’nın işgalinin BM Güvenlik Konseyinde Ukrayna meselesi tartışılırken başlaması oldu. Bu olaydan sonra dünya sanki BM Güvenlik Konseyinin bu durumundan yeni haberdar oluyormuşçasına bu kurumu tartışmaya başladı. Elbette bunu önemsiyoruz fakat bu geç kalmış bir tartışma. Türkiye’nin 10 yıldan fazla bir süredir Cumhurbaşkanımız liderliğinde bizzat BM’de başlatmaya çalıştığı bu tartışmanın, çok daha erkenden küresel bir hal alması gerekirdi. Bütün küresel aktörlerin bu tartışmaya katılması ve BM reformunun şu an itibarıyla hayata geçmiş olması gerekirdi. Sayın Cumhurbaşkanımız, BM Genel Kurulunda ‘Dünya beşten büyüktür’ derken aslında tam da bu soruna işaret etmekteydi.” şeklinde konuştu.
“Dünya beşten büyüktür” demenin, sadece bu beş ülkenin veto haklarını sorgulayan bir slogan olmadığını belirten Altun, bunun “daha adil bir dünya” için küresel ve bölgesel ölçekteki problemlerin artık farklı yaklaşımları ve alternatif sesleri gerekli kıldığının bir ifadesi olduğuna işaret etti.
Türkiye’nin senelerdir bölgesinde şahit olduğu savaş ve yıkıma karşı bu örgütlerin daha etkin hale getirilmesini ve farklı görüşlerin sesinin duyulmasını savunduğunu anımsatan Altun, bu kurumların mevcut haliyle sorunların odağı haline geldiği konusunda artık herkesin hemfikir olduğunu belirtti.
“Ülkemiz, göçmen karşıtı dalgalara yenilmedi”
Ukrayna krizi ve savaşa dönüşen çatışmaların ancak farklı bir kurumsallaşma ile önlenebileceğine işaret eden Altun, “Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi ve bununla birlikte bölgemizdeki tüm savaşlara karşı uluslararası örgütleri etkin hale getirecek güçlü ve kapsamlı bir çalışma bu süreçte başlatılabilir.” diye konuştu.
Altun, gelecek dönemde Türkiye’nin BM reformu konusundaki çalışmalarının artarak devam edeceğini, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının da bütün kurum ve kuruluşlarıyla koordinasyon halinde bu sürece kendi alanında katkıda bulunacağını söyledi.
Türkiye için bölgesindeki krizlere dair en önemli konunun, bu krizlerin yarattığı insani dram ve trajedi olduğunu anlatan Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Son 20 senede Türkiye, insani yardım ve insani krizlere müdahalesini dış politikasının en önemli sac ayaklarından biri haline getirdi. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ şiarını dış politikamıza yansıttık ve ‘İnsanı yaşat ki dünya yaşasın’ prensibini bulunduğumuz tüm platformlara taşıdık. Meydana gelen insani dramlar konusunda dünyayı uyardık. Bunu yaparken sadece kendi bölgemizdeki değil, bütün dünyadaki mazlum toplumların, insanların sesi olmaya namzet olduğumuzu ortaya koyduk. Binlerce kilometre ötede soykırımla karşı karşıya kalan Rohingya Müslümanlarının sesini de dünyaya duyurmak için çabaladık. Aynı şekilde yokluk ve açlıkla mücadele eden Afrika kıtasındaki ülkelere en çok insani yardım yapan ülkelerin başında geldik. Çok kültürlülük, insan hakları ve çeşitlilik üzerine retorik oluşturan ülkelerin tüm umarsızlığına karşı, Türkiye bu konudaki en cömert ve ilkeli tutumu sergiledi. Ülkemiz, Avrupa’dan dünyaya yayılan göçmen karşıtı aşırı sağcı, ırkçı dalgaya yenilmedi.”
“Türkiye’nin Avrupa’ya öğrettiği ders”
Ukrayna krizi başladığı andan itibaren yaşanabilecek insani kriz konusunda da en hazırlıklı ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini hatırlatan Altun, “Bu savaş sırasında Avrupalı müttefiklerimizin Ukraynalı mültecilere ‘açık kapı’ politikası uygulaması, son 20 senedir Irak’tan Suriye’ye kadar birçok mazlum coğrafyadan mülteci ve sığınmacılara kapılarını açan Türkiye’nin Avrupa’ya öğrettiği derslerden yalnızca bir tanesiydi.” ifadesini kullandı.
Ukrayna krizinin henüz bir ayı dolmuşken, 4 milyondan fazla mültecinin ülkelerini terk ettiğine dikkati çeken Altun, bu açık kapı politikasının sürdürülebilmesi için, Avrupa toplumlarının ortak bir irade sergileyebilmesi ve bu yükü ortak olarak yüklenebilmesi gerektiğini bildirdi.
“Türkiye’nin tecrübeleri göstermiştir ki mülteci konusu orta ve uzun vadede planlama yapılması gereken bir süreçtir.” diyen Altun, şunları ifade etti:
“Bu süreç, bir yandan mültecilere barınak ve yardım sağlanabilmesini, bir yandan onların topluma entegre edilmesini, öte yandan da mülteci kaynağı olan ülkedeki sorunu çözmeyi gerektirir. Türkiye olarak Ukrayna’daki savaşın yaratacağı mülteci sorunu ve mevcut diğer mülteci krizleri için çözüm geliştirilmesini, uluslararası sistemdeki en önemli öncelikler arasında görüyoruz. Bunun için Avrupa ülkeleri ile iş birliği ve koordinasyona hazır olduğumuzu her fırsatta yineliyoruz. Son olarak, şu hususun da altını çizmek isterim, Türkiye bütün bu krizlerde, toplumlara karşı geliştirilen önyargı, ayrımcılık ve ırkçılığa karşı da sonuna kadar mücadele etmiştir. Dış politikamızda bir yandan tarihî sorunlara karşı ortak acı noktasından çözüm üretirken, öte yandan da yeni nefret dilinin ortaya çıkmaması için mücadele veriyoruz. Savaşların ve çatışmaların önlenmesi, devletlerin diplomatik anlamda ortaya koydukları performansa dayanır.”
“Kurumsallaşmış uluslararası iş birliği şart”
Devlet ve hükümet başkanlarının sorumlu olduğu kararlar nedeniyle toplumları cezalandırmaya çalışmanın, sorunları çözmek yerine bunları derinleştireceğini ve içinden çıkılmaz hale getireceğini vurgulayan Altun, etnik nefret ve düşmanlığın bundan sonraki dönemde ortaya çıkabilecek yeni çatışmaları körükleyeceği uyarısında bulundu.
Bu milliyetçi ve etnik fay hatlarının, devletler arası her krizde yeniden tetikleneceğini, komünal saldırıların ve şiddetin kapısını aralayacağını ifade eden Altun, Ukrayna savaşı başladığından beri Türkiye’nin pozisyonunun mevcut krizin herhangi bir toplumsal öfke ve çatışmaya yol açmadan çözülmesi olduğunun altını çizdi.
Son günlerde bazı Avrupa ülkelerinde görülen ve Rus kökenlilere karşı uygulanan ayrımcılık ve nefret suçları konusunda tüm Avrupa ülkelerinin ortak bir pozisyon almasının zorunluluğuna işaret eden Altun, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Bu prensipler önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin Ukrayna Savaşı konusundaki pozisyonunu şekillendiren en önemli ilkeler olacaktır. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde önce bir ateşkes, sonrasında barış görüşmeleri için elinden gelen tüm diplomatik çabayı ortaya koymaktadır, koymaya devam edecektir. Elbette bu süreçte, uluslararası kurumların da bu gibi krizlerde daha aktif rol alması için bu kurumların reform edilmesi çağrımızı sürdüreceğiz. Bu krizler tek başına hiçbir ülkenin çözemeyeceği krizlerdir. Kurumsallaşmış bir uluslararası iş birliği gerekli ve şarttır. Türkiye, bunun yanında savaşın uzamasının yaratacağı yeni mülteci akımına karşı da Avrupa ile iş birliğini sürdürecektir. Bölgeye yapılmakta olan insani yardıma da devam edeceğiz. Bölgemiz ve insanlarımız çatışmalardan yoruldu, artık barışı, huzuru ve refahı istiyor. Türkiye, ‘istikrarlaştırıcı güç’ olarak üzerine düşeni şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yapmaya devam edecektir. Geliştirdiğimiz diplomatik ve insani kapasitemizi yapıcı ve gerçekçi katkılarla krizlerin çözümü için kullanmayı sürdüreceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanada Başbakanı Carney ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Bu ziyaretin en somut çıktılarından birini hiç şüphesiz Kanada ile ilişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine yükseltme kararımız teşkil etti. Stratejik ortaklık kararımızın katkısıyla önümüzdeki dönemde enerji, ticaret, ulaştırma ve savunma sanayii gibi birçok alanda yeni projeleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kanada Başbakanı Mark Carney, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirdikleri baş başa ve heyetler arası görüşmelerinin, anlaşmaların imza töreninin ardından ortak basın toplantısı düzenleyerek açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanada Başbakanı Mark Carney ve heyetini tarihî dönemdeki ziyareti vesilesiyle Türkiye’de ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade ederek, kendisine “hoş geldiniz” dedi.
İki ülke arasındaki üst düzey ziyaretlerin sürekli olmasını temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanada Başbakanı Carney ile bugünkü görüşmelerinde ikili ilişkileri etraflıca değerlendirdiklerini, bölgesel ve küresel meselelere değinme imkânı bulduklarını söyledi.
“TİCARET HACMİMİZİ İLK OLARAK 5 MİLYARA, AKABİNDE 10 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAYI TEMENNİ EDİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bu ziyaretin en somut çıktılarından birini hiç şüphesiz Kanada ile ilişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine yükseltme kararımız teşkil etti. Stratejik ortaklık kararımızın katkısıyla önümüzdeki dönemde enerji, ticaret, ulaştırma ve savunma sanayii gibi birçok alanda yeni projeleri hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu yönde atacağımız somut adımları içeren bir eylem planını da bugün kabul ettik. Öncelikle ticaret ve yatırımların artırılmasını teminen Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerine yılsonundan önce başlanmasını kararlaştırdık. Bu sürece paralel olarak ekonomi alanındaki ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla ele almak üzere Ortak Ekonomik ve Ticari Komite dâhil mevcut mekanizmaları daha etkin şekilde kullanacağız. Bu komitenin müteakip toplantısına 2027 yılında bu defa özel sektörlerimizin de katılımıyla ev sahipliği yapacağız. Atacağımız bu adımlarla hâlen yaklaşık 3 milyar dolar civarında seyreden ticaret hacmimizi ilk olarak 5 milyara, akabinde de 10 milyar dolara çıkarmayı temenni ediyoruz.”
Güncellenen Hava Ulaştırma Anlaşması ile iki ülke arasındaki doğrudan uçuşları yaklaşık iki katına çıkaracaklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün ayrıca üçüncü ülkelerde ortak yatırım fırsatlarını da değerlendirdik. Afrika’dan Latin Amerika’ya, Orta Asya’dan Uzak Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyada önemli işbirliği fırsatlarının bulunduğuna inanıyoruz. Yarın Türk Eximbank ile Kanada İhracatı Geliştirme Kurumu arasında imzalanacak mutabakat zaptının üçüncü ülkelerde ortak projelere vesile olmasını temenni ediyoruz” diye konuştu.
Kanada ile savunma sanayii ve nükleer enerji alanlarında yakın temas hâlinde olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayii iş birliğinin önemine vakıf iki müttefik olduklarını kaydetti.
Bunu son olarak Ankara’da yapılan NATO Zirvesi sırasında da gördüklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, biraz önce de “Savunma Sektörü Ortaklıkları Mutabakat Zaptı”nın imzalandığını anımsattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, müttefiklerin savunma sanayilerine finansman sağlamak amacıyla Kanada öncülüğünde kurulmakta olan Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankasının iki ülke arasındaki savunma sanayii iş birliğini desteklemesini beklediklerini kaydetti.
Enerji alanında, madencilikten LNG’ye, kritik minerallerden nükleer enerjiye kadar geniş bir işbirliği alanının mevcut olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki ülkenin Enerji Bakanlıkları arasında kabul edilen “Enerji Alanında İşbirliğine Dair Ortak Bildiri”nin de nükleer dahil bu alandaki ciddi potansiyele işaret ettiğini söyledi.
Kanada Başbakanı Carney ile Gazze, Ukrayna ve Körfez dâhil birçok bölgesel gelişmeyi de değerlendirdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerek Ukrayna’da, gerek Körfez’de olsun diplomatik yöntemlerin kalıcı barışa giden yolu açmasını temenni ediyoruz. Bu noktada ortak görüşte olduğumuzu teyit ettik. Gazze’de ise Kanada’nın diğer bazı müttefiklerle birlikte istilacı yerleşimlere yönelik yaptırım adımlarını, İsrail hükûmetinin ihlallerinin caydırılması noktasında isabetli bir adım olarak görüyoruz. Bölgemizde barış ve istikrarın tesisi noktasında bu yöndeki tutumlarını sürdürmelerini temenni ediyoruz” diye konuştu.
“İLİŞKİLERİMİZİN GELECEĞİNE YÖNELİK TARİHÎ BİR ADIM ATTIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Başbakan Carney ile ilişkilerimizin geleceğine yönelik tarihî bir adım attık. Çok geniş yelpazeye yayılan iş birliği potansiyelimizi gerçek anlamda hayata geçirmek için önemli bir süreci başlattık. İlişkilerimizi stratejik ortaklık düzeyine çıkarmamız kâğıt üzerinde kalacak sembolik bir adım olmayacaktır. Bu konuda Sayın Carney’nin ekonomi alanındaki engin tecrübesi ve siyaset sahnesinde sergilediği sağduyulu ve dirayetli duruşla önemli rol oynayacağına inanıyorum.”
Kanada Başbakanı Carney’ye, konuşmasının ardından, anlamlı ve dolu dolu ifadeleri için teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Gerçekten uzun yıllara sâri bir Türkiye-Kanada kopukluğunu bugün gidermiş olduk. Şimdi yeni bir dönemi Türkiye ve Kanada arasında başlatıyoruz. İnşallah iş adamlarımızı bir araya getireceğiz ve ben de Kanada’ya yapacağım ilk iş adamlarıyla birlikte ziyaretimde, orada iş adamlarımızı bir araya getirerek adımlarımızı atacağız.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye resmî ziyarette bulunan Kanada Başbakanı Mark Carney’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde resmî törenle karşıladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kanada Başbakanı Carney’in tören alanındaki yerlerini almalarının ardından iki ülkenin millî marşları çalındı. Kanada Başbakanı Carney’in tören kıtasını selamlamasından sonra iki lider heyetlerini birbirlerine takdim etti.
Türkiye ve Kanada bayrakları önünde basın mensuplarına poz veren Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kanada Başbakanı Carney, daha sonra baş başa görüşmelerini gerçekleştirmek üzere Cumhurbaşkanlığı Külliyesine geçti.
Merhametsizlikte sınır tanımazlar FETÖ’cüler şirketleri batırmak ve Mülklerini ele geçirmek için her türlü DİZİ FİLİMİ çeviriyorlar FETÖ’cüler çok zengin yandaşlar oluşturmak ana hedefleridir FETÖ’de “hedefe ulaşmak için her yol mübahtır” anlayışı vardır MARKA &PATENT ÇETESİ Marka & Patent çetesi | Devletin imkanlarını kullanıp Milletimize TUZAK kuruyorlar | FETÖ’cülere Kimler yardım ediyor? FETÖ’cüler Makam mevki ve para için her şeyi yapıyorlar FETÖ’nün bilişim militanları | İnsanlara kumpas kurarak adli sicil kayıtlarını kirletmek için her türlü yolsuzlukları yapıyorlar kurdukları tuzaklarda sınır tanımıyorlar
Bir FETÖ’cü nasıl anlaşılır? “Her türlü film çevirmek” Her türlü İftirayı atarlar sınır tanımazlar Yalan söylemekte, Kumpas kurmakta, İftira atmakta ,Dikizlemekte, Devlet imkanlarını örgüt için kullanmakta, Kamu ve insanların malına konmakta, adam öldürmekte uzmandır bunlar! merhamet ve vicdanları yoktur Makam mevki ve para için her şeyi yaparlar Hak yediler Soru çaldılar, insanlara kumpas kurdular, özellerini teşhir ettiler, o görüntülerle tüm istediklerini aldılar. İşyerlerine Kamu kurumlarına sitelere evlere kameralar kurdular hem insanları izlediler hem dinlediler insanların özel hayatlarına girdiler evlerine gizli kameralar kurdular bu yolla insanları ,şirketleri ,tehdit ettiler .her türlü yolsuzluğu yaptılar Bunlar ne kadar insanlık suçu varsa işledi hala işlemeye devam ediyorlar 40 yıl boyunca sinsi sinsi örgütlendiler. Suçsuz insanları kumpas kurup hapse attırdılar merhametsizler Türkiye’nin ve şirketlerin sırlarını sattılar Casusluk yaptılar. Devleti ele geçirmek için her şeyi yaptılar. Kaç masum insanın yuvasını yıktılar kim bilir? Nice esnafı iflas ettirdiler kurdukları kumpaslarla Mallarını ele geçirdiler Paravan holding ler kurdular insanların Mallarına el kondular. Karşı çıkanı da ölüme yolladılar… Vicdandan yoksun, gaddar, zalim merhamet yoksunudur bunlar Her türlü iftirayı atabilecek, her yalanı söyleyebilecek kadar zalimdirler.
Marka & Patent çetesi | Devletin imkanlarını kullanıp Milletimize TUZAK kuruyorlar |
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.