Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının destekleriyle Uluslararası Medya Enformasyon Derneği (UMED) tarafından düzenlenen Göçmenler ve Medya Çalıştayının açılış konuşmasında, “Türkiye istikrarlaştırıcı bir güç olarak hem kendi güvenliği ve istikrarı, hem de bölge ülkelerinin güvenliği ve istikrarı için sahada ve masada mücadele verdi. Bu noktada Türkiye gerçekçi ve insani göçmen politikasıyla dünyaya örnek oldu.” ifadelerini kullandı.
Son yüzyılın dünya açısından baş döndürücü olaylara sahne olduğuna, insanlığın bu dönemde tarihin hiçbir asrında görülmemiş dönüşümlere şahitlik ettiğine dikkati çeken İletişim Başkanı Altun, savaşlarla, krizlerle uluslararası dengelerin değiştiği, belirsizliklerin ve insani dramların hâkim olduğu bir dünya tablosuyla karşı karşıya kalındığını vurguladı.
İletişim Başkanı Altun, bu tabloda uluslararası sisteme dair kabul edilen kuralların, normların ve davranış kalıplarının eş zamanlı olarak zayıfladığını gördüklerini belirterek, bugün dünyanın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birisinin de “göç ve mülteci” sorunu olduğunu ifade etti.
“Karar alıcılar göçe sebep verebilecek tutumlardan sakınmalı”
Göçmenliğin çoğu kez kişilerin ülkesini terk etmek zorunda kalmasıyla başlayan ve sonu belli olmayan dramatik bir süreç olduğuna işaret eden İletişim Başkanı Altun, “Bu noktada en can alıcı husus, karar alıcıların göçe sebebiyet verebilecek tutum ve davranışlardan sakınmaları, aklıselim hareket etmeleri, milyonlarca insanın hayatını ve geleceğini riske atmamalarıdır.” diye konuştu.
İletişim Başkanı Altun, Göktürk devletinin ünlü devlet adamı Bilge Türk Tonyukuk’un, “Bir şey ince iken kolay delinir, kalın iken delinmesi zor ya da imkânsızdır” sözünü anımsatarak, bu sözle bir sorunun başlangıcında, büyümeden çözülmesinin daha kolay olacağının kast edildiğini dile getirdi.
Bu konuda medya ve medya mensuplarına çok önemli görevler düştüğünü vurgulayan İletişim Başkanı Altun, çalıştayda da medyanın göçmen sorununun çözümündeki rolü ve medyadaki göçmen temsillerinin nasıl daha doğru, objektif, adil, kişisel ve küresel ihtiras ve emellerden uzak bir şekilde üretilebileceğinin ele alınacağını anlattı.
İletişim Başkanı Altun, küreselleşme söylemi ve liberalleşme eğilimlerinin zirve yaptığı bir dönem geride bırakılırken, Batı’nın bir yandan sosyal devlet krizine tanıklık ettiğini bir yandan da siyasal olarak çözülme eğilimi yaşadığını gözlemlediklerini söyledi.
İletişim Başkanı Altun, “Geldiğimiz noktada, Batı dünyası ne yazık ki ırkçılığın derinleştiği, yabancı düşmanlığının yükseldiği, sosyal gettolaşmaların arttığı bir kültürel coğrafya olarak uluslararası alanda karşımıza çıkıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye gerçekçi ve insani göçmen politikasıyla dünyaya örnek oldu”
Sorunların ulusal olmaktan çıkıp uluslararası nitelik kazandığı yeni bir dönemin tecrübe edildiğine işaret eden İletişim Başkanı Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Böylesi bir ortamda biz, Türkiye olarak aynı zamanda ağır insani ve siyasi krizlere şahitlik eden, zorluklarla dolu bir coğrafyada var olma, büyüme, gelişme mücadelesi veriyoruz. Özellikle 2010 sonrasında bölgemizde yaşanan gelişmeler, bölünmüş devletlerin ortaya çıkmasına, terörizmin yaygınlaşmasına, küresel göçmen ve mülteci sorununun baş göstermesine neden oldu.
Bu dönemde Türkiye istikrarlaştırıcı bir güç olarak hem kendi güvenliği ve istikrarı hem de bölge ülkelerinin güvenliği ve istikrarı için sahada ve masada mücadele verdi. Son derece somut önemli kazanımlar elde etti. Bu noktada Türkiye gerçekçi ve insani göçmen politikasıyla dünyaya örnek oldu.”
“Göçmen sorunuyla en ciddi şekilde yüzleşen ülke Türkiye oldu”
Bugün tüm dünyanın göçmen sorunuyla karşı karşıya olduğunu vurgulayan İletişim Başkanı Altun, “Fakat bu sorunla en ciddi şekilde yüzleşen ülke Türkiye’dir. Bunu biz tercih etmedik. Bölgemizde büyük bir yangın çıktı. Bu yangını biz çıkarmadık; aksine söndürmek için çok büyük gayret sarf ettik, etmeye de devam ediyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’nin bu yangının mağdurlarının yaralarını sarmaya çalıştığını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın insanlığın vicdanı olarak yürüttüğü siyasetle, mağdurların ve mazlumların yanında yer aldığını, onların yaralarını sarma, onları iyileştirme gayretinde olduğunu vurgulayan İletişim Başkanı Altun, şöyle devam etti:
“Bu yangın neden çıktı? Açık ve net ifade edelim; Batı merkezli yeni sömürgecilik siyaseti nedeniyle çıktı. Batıcı siyasetin bölgemizdeki işbirlikçilerinin tamahkâr ve tahripkâr uygulamaları nedeniyle çıktı. Dış güçlerin vesayetinde kendi toplumuna yabancılaşmış azınlık yönetimlerinin yanlışları nedeniyle çıktı ve bu yangın çok ağır maliyetler üretti. Bu maliyet, bizim de içinde bulunduğumuz coğrafyanın insanlarına, mazlum halklarına ödetilmek istendi.
Türkiye bu bağlamda en fazla maliyet üstlenen ülke oldu. Suriye kaynaklı terörizm ve göçmen sorunu ülkemize yöneldi. Batı dünyası, hem uzun dönemli sömürgeci Orta Doğu politikasıyla sorunun kaynağı oldu hem de son dönemde baş gösteren küresel terör ve göçmenlik sorunlarının çözümüne hiçbir surette katkı vermedi. Veriyor gibi yaptı ama gerçekte vermedi. Bu süreçte Türkiye, Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle bu sorunlarla güçlü şekilde yüzleşti, onları kararlılıkla yönetti.”
Uluslararası göçmenlerin sayısı 2050’de 405 milyona ulaşabilir
İletişim Başkanı Altun, dünyada yaşanan siyasi ve askerî çatışmalar sebebiyle sığınmacıların yaşadığı trajediye işaret ederek, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği verilerine göre, dünyadaki mülteci sayısı 1960’ta 2 milyonken, bugün bu rakamın 26 milyon seviyesine ulaştığına dikkati çekti.
Yerinden edilmiş insanlar ve iltica arayışında olanlarla birlikte rakamın 76 milyona ulaştığını belirten İletişim Başkanı Altun, “Bu sayı, Birleşmiş Milletler verilerine göre son 20 yıldaki hızıyla artmaya devam ederse, dünyadaki uluslararası göçmenlerin sayısının 2050’de 405 milyona ulaşması öngörülüyor.” şeklinde konuştu.
İletişim Başkanı Altun, 21. yüzyılın bu acı gerçeğiyle çoktandır yüzleşen Türkiye’nin herkes için daha güvenli bir dünya adına sorumlu bir aktör olarak üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını vurguladı.
“500 bine yakın Suriyeli kardeşimiz geri dönüş yaptı”
İletişim Başkanı Altun, Türkiye’nin bir yandan savaştan, terörden, katliamlardan kaçanlara kol kanat gerdiğini bir yandan da yerlerinden, yurtlarından edilmiş insanlara onurlu, güvenli ve gönüllü geri dönüş imkânı yaratmak için var gücüyle çalıştığını, çalışmaya devam ettiğini aktardı.
İletişim Başkanı Altun, şöyle devam etti:
“Türkiye istikrarlaştırıcı bir güç olarak, sınırlarının ötesinde sert güç unsurlarını devreye sokarak, terörden arındırılmış güvenli bölgeler inşa etmek uğruna, son derece başarılı girişimlerde bulunmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız bu noktada başta Batı dünyasının engellemelerine rağmen son derece kararlı bir şekilde hareket etmiş, mülteci ve göç sorununun son dönemdeki en önemli kaynaklarından biri olan Suriye krizinin çözümünde çok net bir tavır ortaya koymuştur.
Bu çerçevede Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı Harekâtlarıyla bir yandan sınır güvenliğimiz sağlanmış, bir yandan ülkemize ve bölgemize yönelen terör tehditleri bertaraf edilmiş, terör örgütleri çok ciddi anlamda sınırlanmış öte yandan da Suriye sahasında geniş bir güvenli bölge inşa edilerek yerlerinden edilmiş insanlara geri dönüş imkânı sağlanmıştır. Nitekim bu çerçevede Suriye’nin kuzeyinde güvenli hâle getirdiğimiz bölgelere bugüne dek 500 bine yakın Suriyeli kardeşimiz güvenli, gönüllü ve onurlu şekilde geri dönüş yapmıştır.”
“Onurlu, güvenli ve gönüllü bir şekilde ülkelerine dönmelerini temin etmeyi çok önemsiyoruz”
İletişim Başkanı Altun, “Yerlerinden, yurtlarından edilmiş mazlum insanların onurlu, güvenli ve gönüllü bir şekilde ülkelerine dönmelerini temin etmeyi çok önemsiyoruz. Bu husus göçmen politikamızın merkezinde yer alan hayati unsurlardan biridir. Bu noktada biz sözde değil özde hareket ediyor, bölgede dönüştürücü bir aktör olarak bölgenin istikrarı ve barışına katkı sunacak adımlar atıyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2,5 yıl önce BM Genel Kurulu’nda 1 milyon Suriyeli göçmenin evlerine geri dönüşüne imkân sağlayacak “terörden arındırılmış güvenli bölge” teklifini en net ve somut şekilde ortaya koyduğunu anımsatan İletişim Başkanı Altun, bu önerinin Batılı ülkelerde gerekli karşılığı bulamadığını belirtti.
“Dezenformasyon kampanyalarıyla karşı karşıya kalıyoruz”
İletişim Başkanı Altun, bugün Almanya’nın 530 bin, İsveç’in ise 130 bin Suriyeli göçmene ev sahipliği yaptığına, bunun dışında da hiçbir Batı ülkesinde 50 binden fazla Suriyeli göçmenin bulunmadığına dikkati çekti.
Türkiye’nin Almanya’nın 8 katı göçmene ev sahipliği yaptığını aktaran İletişim Başkanı Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Böyle bir büyük nüfusun geldiği ülke için sosyo-ekonomik etkilerinin olmaması düşünülemez. Bu noktada başta siyasetçilerin sığınmacılarla ilgili değerlendirmelerinde ve medyanın mültecilerle ilgili haberlerinde, insani ve mesleki değerler açısından hassasiyet göstermesi çok önemlidir. Objektiflikten uzak, popülist söylemlere dayalı yorum ve haberlerin derin toplumsal sorunlara zemin hazırlama potansiyeli bulunduğu aşikârdır.
Bugün, ne yazık ki başta sosyal medya platformları olmak üzere tüm iletişim mecralarında, Türkiye’de yaşayan Suriyelilere yönelik toplumsal algıyı olumsuz yönde etkilemeye, şekillendirmeye dönük dezenformasyon kampanyaları ile karşı karşıya kalıyoruz.”
“En fazla dezenformasyona maruz bırakılan alan sığınmacılar ve göçmenler”
İletişim Başkanı Altun, “sığınmacılar ve göçmenler” konusunun Türkiye’nin çabalarının en fazla görmezden gelindiği ve dezenformasyona maruz bırakıldığı alanlardan biri olarak öne çıktığını dile getirdi.
Yakın geçmişte “İngiltere’nin Türkiye’de Afganlılar için mülteci merkezleri kuracağı” iddiasının bile ortaya atıldığını, iddianın doğru olmadığına ilişkin yapılan girişimlerle bu yalan haberi yayan medya kurumunun özür dilediğini anımsatan İletişim Başkanı Altun, toplumda göçmenlere yönelik olumsuz bir yaklaşımı hâkim kılmayı amaçlayan dezenformasyon kampanyalarını algı çalışmalarını yakından takip ettiklerini vurguladı.
İletişim Başkanı Altun, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak Türk ve dünya kamuoyundaki Suriyeli sığınmacılara dair bilgi kirliliği ve dezenformasyonla da mücadele ettiklerine işaret etti.
Bu kapsamda Türkiye’nin düzensiz göçle mücadelesini uluslararası kamuoyuna en iyi şekilde anlatmak için uluslararası medya mensuplarının katılımıyla Suriye sınırı, Ege, Akdeniz ve Suriye’de terörden arındırılan bölgelere saha ziyaretleri düzenlediklerini anımsatan İletişim Başkanı Altun, ABD’den Japonya’ya, İsveç’ten İtalya’ya kadar birçok ülkenin önde gelen medya kuruluşu temsilcilerinin yaşananları sahil güvenlik teknelerinden izlediğini anlattı.
İletişim Başkanı Altun, bu medya çalışmalarıyla Türkiye’nin Suriye topraklarında kurulan güvenli bölgelerde yaptığı yatırımlar ve icra ettiği faaliyetlerin, Türkiye toprakları ve Avrupa’ya yönelik düzensiz göçün nasıl kontrol altına alındığı, Suriye’de rejim saldırıları ve PKK/YPG terör örgütünün tehditleri nedeniyle Avrupa’ya düzensiz göç baskısının nasıl arttığının gösterildiğini belirtti.
Ayrıca Ege Denizi’nde ve Meriç Nehri’nde mülteci botlarının nasıl batırıldığı, masum insanların nasıl ölüme terk edildiği ve hatta Avrupa Birliği’ne ayak basan ailelerin silahlı kişilerce nasıl botlara bindirilip Türkiye sularına atıldığı konusunda bilgi verildiğini dile getiren İletişim Başkanı Altun, Türkiye’nin küresel kaos çağında nasıl istikrarlaştırıcı bir güç olduğunu gösterdiklerinin altını çizdi.
“Sahada ne oluyorsa onu dünyaya anlatmaya devam edeceğiz”
İletişim Başkanı Altun, bu tür çalışmaların hakikatle mücadelenin bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Tüm inkâr politikalarına ve dezenformasyon girişimlerine rağmen sahada ne oluyorsa onu dünyaya anlatmaya devam edeceğiz. Gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetler Türkiye’nin bu husustaki çabalarının uluslararası aktör ve ülkeler tarafından zaman zaman takdir görmesine vesile olmuştur.” ifadesini kullandı.
“Önyargıları yeniden üretmek zulmü kalıcı hâle getirmektir”
İletişim Başkanı Altun, göçmenler ve sığınmacıların sorunun kaynağı değil, sorunun mağdurları olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bugün medya ve siyaset dünyasındaki popülist eğilimler göçmenlere, sığınmacılara yönelik nefreti körüklemekte, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının yükselmesine maalesef neden olmaktadır. Medyada ve siyaset dünyasında sığınmacılara ve göçmenlere yönelik önyargıları yeniden üretmek zulmü kalıcı hâle getirmektir.
Medyada göçmenlerin temsili noktasında adil bir tutuma, veri temelli haberciliğe, gerçek insan hikâyelerine ve birleştirici, bütünleştirici bir dile ihtiyacımız var. Bunu başarabiliriz ve bunu başarmalıyız. Tarihte örneğini çok defa gördüğümüz üzere, nefret söylemi, geriye sadece ve sadece utanç sayfaları bırakır. Korku iklimi oluşturma çabalarına hiçbir şekilde prim vermemeliyiz. Dileriz ve umut ederiz ki hiçbir millet, hiçbir toplum, doğup büyüdükleri topraklardan ayrılmak zorunda bırakılmasın; hiçbir insan barış ve huzurdan mahrum bırakılmasın. Yüzyıllardır bu tür sorunlara muhatap olan insanlık, bundan sonraki dönemler için hafızasını diri tutmalı, ayrıştırıcı ve ötekileştirici politikaları bir kenara bırakmalıdır.”
İletişim Başkanı Altun, Göçmenler ve Medya Çalıştayında emeği geçen tüm akademisyenlere, gazetecilere, konuşmacılara teşekkürlerini ileterek, Çalıştay sonunda ortaya konulacak sonuç bildirgesinin de son derece stratejik bir işlev üstleneceğine inandığını söyledi.
İletişim Başkanı Altun’a konuşmasının ardından, Uluslararası Medya Enformasyon Derneği Başkanı Aslan Değirmenci, el dokumasıyla yapılan Ayasofya-i Kebir Camisi tablosunu hediye etti.
İletişim Başkanı Altun’un konuşmalarının ardından Çalıştay, Medyada Göçmen Haberleri ve Analizleri, Medyada Göçmenlerin Hedef Gösterilmesi ile Göçmen Algısında Medyanın Etkisi başlıklarının akademisyen ve gazetecilerce ele alındığı oturumla devam etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “10. Yılında 15 Temmuz: İrade Bizim Zafer Bizim” programında yaptığı konuşmada, “15 Temmuz ruhu, Yenikapı ruhu diri olduğu sürece Türkiye’nin yolunu kimse kesemeyecek. Bu millete uyanık olduğu, birbirine kenetlendiği, birlik ve beraberliğine sahip çıktığı sürece iradesine kimse zincir vuramayacak” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile Başkent Millet Bahçesi’nde düzenlenen “10. Yılında 15 Temmuz: İrade Bizim Zafer Bizim” programına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda bir konuşma yaptı.
Konuşmasına alandakileri selamlayarak başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz kanlı darbe girişiminin 10’uncu yıl dönümünde, 10 yıl önce hemen yanı başımızda toprağa düşen kahramanları anmak, tarihimize şanla, şerefle yazılan destanımızı idrak etmek üzere Başkent Millet Bahçemizde sizlerle bir aradayız. ‘İrade Bizim, Zafer Bizim’ diyerek programımızı teşrif eden başta Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere tüm misafirlerimize hoş geldiniz diyor, şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
“O GECE AZİZ MİLLETİMİZİN NASIL BÜYÜK BİR MİLLET OLDUĞUNA BİR KEZ DAHA ŞAHİT OLDUK”
Alandakilerin vasıtasıyla 81 ildeki 86 milyon vatandaşa, farklı platformlar üzerinden kendilerini takip eden vatan ve bayrak sevdalılarına da selamlarını, sevgilerini yollayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Sözlerimin hemen başında o kanlı ihanet gecesinde istiklal ve istikbalimiz uğruna bir gül bahçesine girercesine, kara toprağın bağrına giren 253 şehidimizin her birini rahmetle, minnetle, kemal-i edeple yâd ediyorum. Darbeci alçaklara karşı direnirken yaralanan 2 bin 737 gazimize şahsım ve milletim adına tek tek şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal eden 72 gazimize Yüce Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. O şehit ve gaziler ki cennet vatanımızın sinesine namahrem eli değmesin diye canlarını ortaya koydular. Şanlı hilal, gökte gururla, heybetle dalgalansın diye kanlarını akıttılar. Ezan-ı Muhammediler özgürce yankılansın. Devletimiz ebediyete kadar hür ve ayakta kalsın diye anadan, yardan, serden geçtiler.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Geride eşlerini bıraktılar, evlatlarını bıraktılar, gözü yaşlı analar, yüreği mahzun babaları bıraktılar. Ama yağmur gibi yağan kurşunlara karşı helikopter ve F-16’lardan atılan bombalara karşı, namlusunu millete çeviren haysiyetsizlere karşı tarihe geçen muhteşem bir destan yazdılar. Onlar, ‘İman varsa imkân da vardır.’ dediler. ‘Biz seferle mükellefiz. Zafer Allah’tandır.’ dediler. ‘Bu ülkeyi, ruhunu 1 dolara satmış alçaklara teslim etmeyeceğiz.’ dediler. Hani şair diyor ya, ‘Tarihin dilinden düşmez bu destan. Nehirler gazidir, dağlar kahraman. Her taşı yakut olan bu vatan can verme sırrına erenlerindir.’ İşte 15 Temmuz şehitlerimiz de her köşesi şühedanın mübarek kanlarıyla sulanmış bu vatan için, bu mübarek topraklar için can verme sırrına erdiler.”
Vatanının ebedî varlık mühürleri olan bütün şehitlerin ruhlarının şad, mekânlarının cennet olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz gecesi üniformasına ihanet eden teröristler karşısında milletin emaneti olan o şerefli üniformalarına sahip çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kahraman mensuplarına jandarması, polisi, özel harekâtçısıyla tüm güvenlik kuvvetlerimize ellerinde bayraklarla, dillerinde dualarla, gönüllerinde Türkiye sevdasıyla sokaklara inerek darbecilere meydanları dar eden aziz milletimin her bir ferdine teşekkürlerimi iletiyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “O gece, İstiklal Savaşı’nda şaha kalkan ruhun tekrar hayata ve harekete geçtiğini gördük. O gece asil ve aziz milletimizin nasıl büyük bir millet olduğuna bir kez daha şahit olduk. O gece göğsü iman dolu bu milletin önünde hiçbir gücün duramayacağını cümle cihana bir kez daha ilan ettik. O gece emperyalizme uşaklık eden haşhaşi çetesine karşı, bir asır önce olduğu gibi yine ‘Ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım. Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.’ dedik” ifadelerini kullandı.
Aziz milleti bir kez daha tebrik ederek, bu yüce milletin bir ferdi olmakla onur duyduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu lütfen unutmayınız. İhanet, sirayet ettiği bünyeyi tüm hücrelerine kadar saran sinsi bir virüstür. Bu virüs ahlak namına, insanlık namına hiçbir sınır tanımaz. Ahlak, vicdan, şeref, namus ve mertlik adına ne varsa bunların tamamını bir çırpıda silip atar” dedi.
Tarih boyunca millete, devlete ihanet edenlere bakıldığında ruhsuz ve onursuz mankurtlar sürüsünün görüldüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunlarda hicap duygusu diye bir şey göremezsiniz. Bunlarda zerre miskal bulunmaz. Bunlarda vatan bilincinin, millet şuurunun esamesi okunmaz. Bunların nazarında millî ve manevi değerlerin hiçbir kıymeti olmaz. Bunlar millet ve memleketin azılı düşmanlarıdır. Bunlar, dünyevi çıkarları uğruna devletini ve milletini sırtından hançerleyen satılmış karakterlerdir. FETÖ’cüler Ankara’da 10 yıl önce Gazi Meclisimizi, Cumhurbaşkanlığı Külliyemizi, Genelkurmay Başkanlığımızı, Özel Harekât Başkanlığımızı, Havacılık Dairemizi, MİT Başkanlığımızı TRT ve Türksat’ımızı hedef aldılar. İstanbul’da ellerinde Türk bayraklarıyla darbeye direnen insanlarımıza kurşun yağdırdılar.”
“15 TEMMUZ GECESİ MİLLETİMİZ MUAZZAM BİR DESTAN YAZMIŞTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Marmaris’te kahraman emniyet mensuplarımızı kalleşçe şehit ettiler. Milletin namuslarına emanet ettiği tanklarla, uçaklarla, silahlarla, zırhlı araçlarla sadece milletimize değil, kendi silah arkadaşlarına da saldırdılar. 15 Temmuz gecesi sadece Ankara’da 149 kardeşimiz şehit verdik. Bin 508 kardeşimiz gazilikle şereflendi. Hemen karşımızdaki Ankara İl Emniyet Müdürlüğü binamız tankların, helikopterlerin, F-16’ların hedefi oldu. Kalleşliğin, acımasızlığın, gaddarlığın her türlüsüne milletçe tanıklık ettik. O gece telsizin ucundaki hain, pilot üniforması giymiş teröristlere, ‘Emniyet binasını vurun.’ diye komut veriyordu. İşte bu saldırılarda yedisi emniyet mensubu, altısı sivil olmak üzere 13 kahraman Ankara Emniyeti önünde şehadete yürüdü. Burada toplanan onlarca vatandaşımız gazi oldu.”
15 Temmuz gecesi şehadetle, gazilikle müşerref olan her vatan evladının ayrı bir hikâyesi olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle yarınların teminatı gençler için bu hikâyelerden birkaçını paylaşmak istediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece Ankara’da şehit düşen vatan evlatlarından birinin polis memuru Varol Tosun olduğunu hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “Varol Tosun devletine ve milletine aşkla bağlı bir emniyet mensubuydu. Eşi ona bazen soruyordu, ‘Sen hiçbir şeyden korkmaz mısın?’ Şehidimiz ise Hazreti Hamza Efendimiz gibi eşine şöyle cevap veriyordu, ‘Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam.’ Bir diğer şehidimiz Ömer İpek kardeşimizdi. O gece evden çıkarken ablasına ‘Ben çocuklarıma güzel bir ülke bırakmak istiyorum’ demişti. Annesine ‘Devleti bu çapulculara mı bırakacağız?’ demişti. Babasına ‘Ben şehit olmaya gidiyorum. Çocuklarım size emanet’ diyerek evden fırlamıştı. ‘Yolda nereye gidiyorsun?’ diye soranlara ‘Benim safım belli. Ben hakkın safındayım. Namusumu korumaya gidiyorum.’ diyordu. Polis memurumuz Hüseyin Kalkan yine burada vurularak şehit edildi. Arkadaşlarının anlattığına göre şehadet şerbetini içerken elleri kulağında ve kamet konumundaydı. Yüzünde ise huzurla dolu bir gülümseme vardı.”
Şehitlerden Volkan Canöz’ün 29 yaşında, henüz hayatının baharındayken yine burada FETÖ’cüler tarafından katledildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Annesinin Allah ve Peygamber sevgisiyle büyüttüğü, babası da Emniyet Teşkilatı mensubu olan polis memuru Muhammet Oğuz Kılınç ise 26 yaşında gencecik bir fidanken burada şehit düştü. Şehit emniyet amirimiz Cüneyt Bursa, 37 yaşındaydı. 253 şehidimizin tamamının 2 bin 737 gazimizin her birinin, daha nice anısı, o geceye dair daha nice hatırası var. Bunları tek tek anlatmaya kalksak inanın yüreğimiz dayanmaz. Rabb’im askeri, polisi ve siviliyle tüm şehitlerimizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin diyor, bizleri livaü’l hamd sancağı altında kendileriyle haşr-ü cem eylesin diyorum. Genci, yaşlısı, kadını, erkeğiyle 15 Temmuz gecesi milletimiz muazzam bir destan yazmıştır” diye konuştu.
“GÖNÜL COĞRAFYAMIZDAKİ DOSTLARIMIZ O GECE TÜRKİYE İÇİN SEFERBER OLDU”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, o gece yaptığı davete icabet ederek sokaklara, meydanlara, havalimanlarına akın eden, tarlasındaki hasadını ateşe veren, iradesine, geleceğine, devletine canı pahasına sahip çıkanlardan Allah’ın razı olmasını diledi.
Çok acı çektiklerini, çok canlarının yandığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Yakın dostlarımız dahil çok sayıda kardeşimizi inşallah cennete uğurladık. Henüz 16-17 yaşındayken körpe delikanlılarımızı toprağa verdik. Fakat bu aziz milletin basiretinden, ferasetinden, duası ve desteğinden Cenabıallah’ın nusret ve inayetinden ümidimizi hiç kesmedik. Yurt dışındaki vatandaşlarımız, gönül coğrafyamızdaki dostlarımız o gece Türkiye için seferber oldular. Ellerini açıp bizim için yüce Allah’a niyazda bulundular. O gece ‘Türkiye’ye zeval gelmesin’ diye ellerini semaya açan, seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatan tüm kardeşlerime de kalpten teşekkür ediyor, hepsine selamlarımı, muhabbetlerimi gönderiyorum.”
“ASIRLARDIR BU TOPRAKLARDA BAŞIMIZ DİK YAŞIYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki bir kardeşimizin haykırdığı şu gerçeği dünyaya tekrar ilan etmek istiyorum. Özellikle bize ömür biçenlere, bu millete kefen biçenlere sesleniyorum. ‘İnsan bir kere ölür. Ama adam gibi ölür. Cesurlar bir gün, korkaklar ise her gün ölür.’ Şunu herkes bilsin ki biz İstiklal Marşı ‘Korkma’ ile başlayan bir milletiz. Şu yeryüzünde korkuyu korkutan ve korkutacak olan yegâne millet biziz. Asırlardır bu topraklarda başımız dik yaşıyoruz. İnşallah kıyamete kadar da elif gibi dimdik durmaya devam edeceğiz. Gazze’den Lübnan’a, Somali’den Suriye’ye, Arakan’dan Sudan’a, nerede bir mazlum varsa, nerede bir gözü yaşlı, boynu bükük bir mağdur varsa kol kanat germeye inşallah devam edeceğiz. Müslüman Türk’ün yolunu gözleyenlere tüm imkânlarımızla destek olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Gençlerin her zaman akıllarında tutmalarını rica ettiği hususa değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “10 sene önce olduğu gibi bugün de dünyanın gözü bizim üzerimizde. Bugün de dünya bize bakıyor. Türk milletine bakıyor, sizlere bakıyor. Bugün de Beyrut, Şam, Halep, Trablus, Trablusşam, Saraybosna bizi takip ediyor. Gazze’nin, Batı Şeria’nın, Kudüs’ün masum çocukları bizi izliyor. Orta Doğu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Afrika’ya mazlum ve mağdurlar büyük bir umutla Türkiye’ye bakıyor. Bu umudu söndürmek için her türlü kirli senaryoyu devreye alanlara Allah’ın izniyle meydanı terk etmeyeceğiz. Bir olacağız, beraber olacağız, tek yürek, tek ses, tek nefes olacağız, birbirimizi sadece Allah için sevecek, her karışında barışın, huzurun ve refahın olduğu büyük ve güçlü Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Nasıl 10 yıl önce bu ülkeyi kardeşlikle esaretin pençesinden kurtardıysak inşallah geleceğe de yine gönül birliği içinde beraberce taşıyacağız.”
“FETÖ’YLE MÜCADELEYİ HUKUK ZEMİNİNDE TEHLİKE TAMAMEN GEÇENE KADAR SABIRLA SÜRDÜRECEĞİZ”
Milletin hafızasının güçlü ve bin yıllara sari olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bu aziz millet, şehitlerini unutmadığı gibi yurt dışında vatansız bir şekilde son nefesini veren teröristbaşlarını da unutmayacak ve affetmeyecektir. Darbeye karşı kahramanca direnenler de darbecileri alkışlayanlar da darbecileri aklamaya çalışanlar da aynı şekilde asla unutulmayacak. Her bir vatandaşımın şu gerçeği çok iyi bilmesini isterim, her ne kadar terör örgütü elebaşının ölmesi sonrasında FETÖ’nün gardı inmiş, umudu tükenmiş, motivasyonu azalmış olsa da bu sinsi şebekeyle mücadelede rehavete kapılma lüksüne asla sahip değiliz. FETÖ olduğu sürece FETÖ’yle mücadele de olacaktır. Onun için yaşananlardan dersler çıkararak FETÖ’yle mücadeleyi hukuk zemininde tehlike tamamen geçene kadar sabırla sürdüreceğiz. FETÖ’nün bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeden dikkatli, temkinli ve özenli bir şekilde örgütün özellikle kripto unsurlarının üzerine gideceğiz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, emniyet ve yargının, aynı şekilde istihbarat birimlerinin tam bir cerrah titizliğiyle görevlerini ifa ettiğini, suçlu ile suçsuz arasındaki ayrıma azami dikkat gösterildiğini vurguladı.
Yurt dışında örgütün istismar alanını daraltmak için girişimlerin devam ettiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Maarif Vakfının dünyanın 66 ülkesinde 543 eğitim kurumuyla son derece başarılı hizmetlere imza attığını dile getirdi.
Örgütün ülke içindeki meşru görünümlü yapılarla toplumda tekrar tırnak tutturmasına müsaade etmediklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ’nün bürokraside, siyasette, özellikle de ticari faaliyetlerde yeniden var olma gayretlerini yakından takip ettiklerini söyledi.
“DEVLETİMİZ KENDİNE YÖNELEN HER TÜRLÜ TEHDİDİ BERTARAF EDECEK KUDRETE FAZLASIYLA SAHİPTİR”
Aynı şekilde yurt dışındaki firari örgüt militanlarının ülkeye iadesi için yoğun çaba harcadıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “En büyük özelliği kanser hücresi gibi vücudu içeriden kemiren bu casusluk şebekesinin kökünü kurutana dek mücadeleye devam edeceğiz. Öte yandan Türkiye’ye karşı beslediği kini terk edenlere, içine düştüğü sapkınlıktan çıkmaya çalışanlara, işledikleri suçlardan ötürü gerçekten nedamet duyanlara devletimiz hukuk içinde zaten gereğini yapmaktadır. Ama her kim illegaliteye bulaşırsa, her kim bu millete düşmanlıkta ısrarcı olursa, her kim Türkiye’nin kalbine hançer saplamaya yeltenirse çok net söylüyorum bunun da hesabını adalete verecektir. Gelinen noktada herkes şunu görmelidir, terör örgütleri için artık deniz tükenmiştir. Türkiye’ye düşmanlıkla varılabilecek hiçbir yer yoktur. Devletimiz kendine yönelen her türlü tehdidi bertaraf edecek, başını kaldıracak hainlerin başını ezecek kudrete hamdolsun fazlasıyla sahiptir. Herkes hesabını, kitabını buna göre yapmalıdır. Ben inanıyorum ki Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı güçlü olduğu müddetçe Türkiye artık karanlık dönemler yaşamayacak. 15 Temmuz ruhu, Yenikapı ruhu diri olduğu sürece evelallah Türkiye’nin yolunu kimse kesemeyecektir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu millet, uyanık olduğu, birbirine kenetlendiği, birlik ve beraberliğine sahip çıktığı sürece iradesine kimse zincir vuramayacak. İnşallah bundan sonra demokrasimiz asla ve asla kesintiye uğramayacak. Demokrasimize kastedenler, millî iradeye, Gazi Meclisimize, seçilmiş hükûmete kastedenler bundan sonra sanık sandalyesine oturacaklarını bilecek, bu millete kötülük yapmayı akıllarından bile geçiremeyecek. Rabb’im her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu güzel ülkeyi korusun. Rabb’im bu millete, bu devlete 15 Temmuz gibi bir imtihanı tekrar yaşatmasın.”
Programa teşrif edenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyanın farklı ülkelerinden şehitlerimizi bugün beraber andığımız, gururu birlikte paylaştığımız tüm dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Değerli sanatçılarımızı ve programın icrasında emeği geçenleri tebrik ediyor, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nüzü kutluyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz Anma Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Bundan bir asır önce işgalcilere direnen ve mağlup eden Gazi Meclis, 15 Temmuz ihanetinde bu defa emperyalizmin maşalarına geçit vermemiştir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) düzenlenen 15 Temmuz Anma Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM’ye gelişinde, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından törenle karşılandı. Tören kıtasını selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra 15 Temmuz Anma Töreni’nin yapılacağı TBMM Tören Salonu’na geçti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, törende yaptığı konuşmada 15 Temmuz destanının 10’uncu seneidevriyesinde Gazi Meclis’in çatısı altında bulunmanın bahtiyarlığı içerisinde olduğunu söyledi.
“10 YIL ÖNCE OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE BİRİZ, BERABERİZ, HEP BİRLİKTE TEK YÜREK VE TEK BİLEĞİZ”
“Milletin kutsal emanetini taşıyan siyasetçiler olarak 10 yıl önce olduğu gibi bugün de biriz, beraberiz, hep birlikte tek yürek ve tek bileğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün 10’uncu yılında vatanı, bayrağı, ezanı ve milli iradeyi müdafaa ederken şehadet şerbeti içen 253 kahramanı rahmet ve minnetle yâd ettiğini, darbecilerin ölüm kusan silahlarına göğüslerini siper eden gazilere Cenabıallah’tan sağlık, afiyet ve hayırlı ömürler diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz destanını iftiharla selamladıkları bu önemli yıl dönümünde kahraman şehitlerin aziz ruhlarını hatm-i şeriflerle, dualarla, Kur’an-ı Kerim tilavetleriyle şad eyleyen tüm vatandaşlara teşekkür ederek, “Rabbim cümle şühedanın mekânını inşallah cennet eylesin. Yine burada o karanlık gece boyunca istiklal ve istikbaline sahip çıkan, okunan selaları manevi bir zırh gibi kuşanıp şanlı bir direnişe imza atan, esarete boyun eğmeyeceğini, zulme rıza göstermeyeceğini dünyaya ilan eden her bir vatandaşıma, her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.
Milletin istiklali, devletin bekası, demokrasinin geleceği uğruna baş verse dahi baş eğmeyen yiğitleri daima şükranla anacaklarını, destanlaşan mücadelelerini her zaman gururla hatırlayacaklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Aynı kalpten duygularla, milletin temsilcileri sıfatıyla, darbecilerin saldırıları karşısında milletin emanetini yere düşürmediğiniz için her birinizi ayrı ayrı tebrik ediyor, ülkem ve milletim adına minnettarlığımı ifade ediyorum. Şurası bir gerçek ki o gece milletimiz iradesine sahip çıkmak için meydanlarda, sokaklarda, köprülerde nasıl bir mücadele vermişse, milletin temsilcileri de işte burada parlamento çatısı altında, tepelerine yağan bombalara rağmen darbeye cesaretle direnmişlerdir. Farklı siyasi partilerden milletvekillerimiz Gazi Meclis’in şanına yakışır bir birliktelik sergileyerek demokrasiye ve millet iradesine suikast düzenleyen teröristlere karşı dik durmuşlardır.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bundan bir asır önce işgalcilere direnen ve mağlup eden Gazi Meclis 15 Temmuz ihanetinde bu defa emperyalizmin maşalarına geçit vermemiştir. ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ düsturuna bir kez daha sahip çıkarak millî irade düşmanlarını püskürten Gazi Meclisimizle ve onun vatanperver üyeleri ile iftihar ediyoruz. Meclisimizin necip mensuplarının bundan sonra da inşallah aynı azim ve kararlılıkla millî irade ve millî egemenliğe yönelik tehditlere karşı tam bir dayanışma içinde hareket edeceğine yürekten inanıyorum” diye ekledi.
“Üzerinden 10 sene geçse de 15 Temmuz gecesi hevesleri kursaklarında kalanlar görüyoruz ki sinsi emellerine ulaşmak için hâlen fırsat kolluyor” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz ihanetine taşeronluk yapanların, ellerine geçirdikleri her fırsatı bu millete ve memlekete düşmanlık etmek için kullandıklarını söyledi.
“GARDIMIZI BİR AN OLSUN DÜŞÜRMEYECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çil yavrusu gibi dağıldıkları ve haram parayla sefa sürdükleri ülkelerde Türkiye’yi karalayarak, Türkiye aleyhine lobi yürüterek medya ve sosyal medya üzerinden yeni fitne kazanları kaynatmanın hesabını yapıyorlar. Her türlü kılığa girerek, her türlü yalanı söyleyerek, Türk milletiyle hesabı olan herkesin paçasına yapışarak, 15 Temmuz’da milletten yedikleri sillenin rövanşını almak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Bilhassa dijital platformlarda koordineli bir şekilde dolaşıma soktukları içeriklerle algı oluşturma faaliyetlerini günden güne yoğunlaştırıyorlar. Ruhlarıyla birlikte şahsiyetlerini de 1 dolara satan FETÖ’cü teröristler yeminli Türkiye düşmanlarına hizmetkâr olmayı sürdürüyorlar. Pensilvanya’daki terörist başının, bu millete yaptığı ihanete layık şekilde, 10 bin kilometre ötede ölmesi ve gizli saklı bir çukura gömülmesi elbette örgütün motivasyonunu kırmış, örgüt içi tartışmalara yol açmıştır. Özellikle örgüte müzahir tabanda sorgulamalar son dönemde artmıştır ama FETÖ kaynaklı tehdit karantinaya alınmış, bütün bunlarla birlikte tehlike hâlen devam etmektedir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Yalanı su gibi içen, bukalemun gibi sürekli renk değiştiren böylesine sinsi bir mücadele rehavete gelmez, tavsamayı hiçbir surette kaldırmaz. Şunu bir kez daha altını çizerek ifade etmek durumundayım, demokrasinin imkânlarını kullanıp kurumların içine sızarak güç devşiren fırsatını bulduğu ilk anda da kendi insanına silah doğrultan bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu hiçbir zaman unutmamalıyız. Çünkü unutursak Allah muhafaza eski sıkıntıları tekrar yaşarız. Unutursak şehitlerimize olan görevlerimizi yerine getirmemiş oluruz. Unutursak 86 milyonun emanetine hakkıyla sahip çıkmamış oluruz. O yüzden unutmayacağız, dikkatli olacağız, tetikte olacağız, müteyakkız olacağız, örgütle mücadelede gardımızı bir an olsun düşürmeyeceğiz.”
“Burada şu gerçeği de hatırlatmakta fayda görüyorum, zalime merhamet etmek mazluma zulmetmek demektir. Biz ne bugün ne yarın böyle bir gaflete inşallah düşmeyeceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “15 Temmuz iç vesayet odaklarının dışarıdaki mahfillerle iş birliği içinde gerçekleştirdikleri Sevr’i tekrar diriltmeyi, Türkiye’yi bir sömürge ülkesi hâline dönüştürmeyi amaçlayan güncellenmiş bir emperyalist projedir. Orada sadece bir darbe teşebbüsü değil aynı zamanda topyekûn bir işgal girişimi vardır. Aziz milletimizin göğsünü siper etmesi neticesinde bu kirli plan bozulmuş emperyalist proje buruşturulup çöpe atılmıştır. Türkiye bağımsızlığına bir kez daha sahip çıkmıştır. Darbenin püskürtülmesiyle Türkiye enerjisini içeriden tüketen yüklerinden kurtulma noktasında kritik bir eşiği geride bırakmıştır. Demokrasi nöbetleriyle başlayan, Yenikapı ruhuyla ete kemiğe bürünen Cumhur İttifakı’yla bir üst merhaleye geçen dayanışma iklimi başta terörle mücadele olmak üzere ülkemizi tüm cephelerde daha da güçlendirmiştir.”
15 Temmuz sonrasında aldıkları çok katmanlı tedbirlerle FETÖ’nün devlet ve toplum hayatından tasfiye sürecini hızlandırdıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Suriye’nin toprak bütünlüğüyle doğrudan ülkemizin güvenliğini hedef alan oluşumlara yönelik etkili sınır ötesi harekâtlar gerçekleştirdik. Fırat Kalkanı Harekâtı’yla DAEŞ’lı canilere, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı Harekâtlarıyla da bölücü örgüt unsurlarına ağır darbeler indirdik. Suriye devrimine giden yolun taşları, çok net söylüyorum, 15 Temmuz’un boşa çıkartılmasıyla ve FETÖ’nün güvenlik birimlerimizden temizlenmesiyle döşenmiştir. Sadece Suriye’de değil Libya’dan Karabağ’a kadar nerede Türkiye’nin desteğine ihtiyaç varsa tüm imkânlarımızla orada olduk. Dışarıda bu adımları atarken içeride ihanetin devlet ve toplum hayatında açtığı yaralarını sardık. Ayrıca millî iradenin üstünlüğünü tescilleyecek, demokrasimizin önünü açacak, yönetimde istikrarı garanti edecek reformları hayata geçirdik.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu süreçte Türkiye’nin en büyük kazanımı yönetimde çift başlılığı ortadan kaldıran Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi olmuştur. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemiyle on yıllar boyunca anti demokratik müdahalelere zemin hazırlayan yönetimde istikrar sorunu kalıcı biçimde çözülmüştür. Türkiye’nin son 10 yılda savunma sanayiinden ekonomiye, güvenlikten dış politikaya elde ettiği tüm başarıların arkasında FETÖ’nün tasfiyesi vardır. Tasfiye hızlandıkça, örgüt çözüldükçe casusluk şebekesini bir arada tutan bağlar zayıfladıkça inşallah Türkiye’nin yürüyüşü daha da süratlenecektir. Kardeşlerim şundan kimsenin şüphesi olmasın, FETÖ’cülerin engellemeye çalıştığı Türkiye Yüzyılı’nın inşası başlamıştır. Bunun önünü Allah’ın izniyle hiçbir karanlık güç kesemeyecektir. Merhum Üstad’ın dediği gibi, ‘Yarın elbet bizim, elbet bizimdir. Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.’ Evvelallah istikbal de bizimdir. İstikbal Türkiye’nin ve Türk milletinindir. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin.”
15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün Türkiye’ye, millete ve demokrasi için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehitlere Allah’tan rahmet, şehit yakınlarına başsağlığı, gazilere sağlık ve afiyet niyaz etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, vefat eden eski Katar Emiri Hamad bin Halife Al Sani için taziye ziyaretinde bulunmak üzere gittiği Katar’ın başkenti Doha’da, Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani’ye başsağlığı dileklerini iletti.
Doha Lusail Sarayı’ndaki görüşmede Katar Emiri Temim’e taziye dileklerini sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de eşlik etti.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.