“SALGINLA BİRLİKTE EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTSİZLİĞİ DAHA DA DERİNLEŞMİŞ GÖRÜNÜYOR. BİZİM EN BÜYÜK SORUMLULUĞUMUZ, ÇOCUKLARIMIZI HIZLA DEĞİŞEN DÜNYAYA, BUGÜNDEN ÇOK FARKLI BİR GELECEĞE HAZIRLAMAKTIR. BU MEMLEKETİN MÜREFFEH VE AYDINLIK YARINLARI İÇİN EĞİTİMİ EN ÖNEMLİ, EN ÖNCELİKLİ MESELEMİZ OLARAK GÖRMELİYİZ.”
Vehbi KOÇ VAKFI tarafından, insanların yaşam kalitesinin artırılmasına katkıda bulunan kişi ve kurumları teşvik etmek amacıyla her yıl; kültür, eğitim ve sağlık alanlarından birine verilen Vehbi Koç Ödülü, bu yıl eğitim alanındaki öncü nitelikteki çalışmalarından dolayı İlköğretim Okullarına Yardım (İLKYAR) Vakfı ve vakfın kurucusu Prof. Dr. Hüseyin Vural’a verildi. Pandemi şartları nedeniyle dijital platformda gerçekleştirilen ve Arter’in ev sahipliği yaptığı törende konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, “Özgür düşüncenin temeli olan eleştirel okuma, analitik düşünme ve sentezleme becerilerini henüz okul yıllarında kazanan, donanımlı, bilim, kültür ve sanat alanlarında bilgi ve ilgi sahibi bireyler yetiştirmek, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu memleketin müreffeh ve aydınlık yarınları için eğitimi en önemli, en öncelikli meselemiz olarak görmeliyiz. Başka türlü, Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesillerini nasıl yetiştirebiliriz? Ne mutlu ki bu bilinci haiz, elini taşın altına koyan, koşullar ne olursa olsun herkesten evvel koşan, topluma liderlik eden vatansever insanlarımız var. Bu akşamki ödülümüzün sahibi de, işte böyle değerli bir kişi ve hikâyesi de kendisi kadar özel” dedi.
Prof. Dr. Hüseyin Vural ise İLKYAR ile yurdun dört bir yanında dokundukları çocukların ve gençlerin öykülerine yer verdiği konuşmasında “Çocuklara dokunduğunuz zaman çocuklar kendi kapasitelerini ortaya çıkarabiliyor. Her şeyin başı öz güven. Köy çocukları, eğitimde bu ülkenin en şanssız olan çocukları. Taşımalı eğitimle başka merkeze güzel okullara gidiyorlar, ancak okulun kaynaklarından pek faydalanamıyorlar. Hâlbuki bu ülkenin Edison’u büyük şehirlerden çıkacak diye bir şart yok. O köylerde belki de Edison’lar gizli. Bu köy çocuklarından bazılarını Bilim Elçimiz olarak belirledik. Kendilerine çeşitli kaynaklar ilettik. Onlarla tablet üzerinden konuşuyor, deneyler yapıyoruz. Hayattaki en büyük yaşam motivasyonum, o çocukların güzel yerlere geldiklerini, ülkesine, milletine, insanlığa katkı sağladıklarını görmektir. Yaz Bilim Okulumuz 19 yıldır sürüyor. Kendi konusunda en iyi bilim insanları çocuklar ile buluşuyor. Yaz Bilim Okulu senede sadece 8-9 gün. Bunu yıl boyunca yapalım arzusundayız. Onun için de bir rüyamız var, köylerden ve şehirlerden çocukların geleceği, en güzel şekilde altyapısını kuracağımız ve sürekli güncelleyeceğimiz laboratuvarlar ile tüm çocuklara, anne ve babalara hitap edecek Bilim Sanat Köyü’nü kurmak istiyoruz” dedi. Türkiye’nin ilk özel vakfı olarak 52 yıl önce kurulan Vehbi Koç Vakfı’nın her yıl sırasıyla kültür, eğitim ve sağlık alanlarında verdiği Vehbi Koç Ödülü’nün bu yıl “eğitim” alanındaki sahibi, pandemi şartları nedeniyle dijital platformda gerçekleştirilen ve Arter’in ev sahipliği yaptığı törende açıklandı. Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu; Prof. Dr. Mehmet Ali Alpar’ın başkanlığını yaptığı, Prof. Dr. Petek Aşkar, Prof. Dr. İpek Gürkaynak, Prof. Dr. Hasan Şimşek ve Işık Tüzün’den oluşan Seçici Kurul’un önerdiği 3 aday arasından, “eğitim” alanındaki öncü nitelikteki çalışmaları ile 20. Vehbi Koç Ödülü’ne “İlköğretim Okullarına Yardım (İLKYAR) Vakfı” ile vakfın kurucusu Prof. Dr. Hüseyin Vural’ı lâyık gördü.
Tören, bir Vehbi Koç Vakfı Kuruluşu olan ve sanatın tüm disiplinlerini kapsayan programıyla herkes için erişilebilir, canlı ve sürdürülebilir bir kültür ve yaşam platformu sunan Arter’de düzenlendi. 2019 yılında Dolapdere’deki yeni binasına taşınan Arter’de iki adet performans salonu bulunuyor. Törenin gerçekleştirildiği Sevgi Gönül Oditoryumu, film programları, konuşma ve söyleşilerin yanı sıra performans sanatından örneklere, dans ve devinim çalışmalarına ve küçük akustik dinletilere de ev sahipliği yapıyor.
Törenin sunuculuğunu ise İLKYAR gönüllüsü olarak 3 yıldır görev yapan ve bu süreci “hayatımı değiştiren, köyümün sınırlarını aşmamı sağlayan yolculuğum” olarak anlatan Karadeniz Teknik Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Fatma Yıldırım yaptı.
Prof. Dr. Hüseyin Vural, İLKYAR Vakfı’nın ilk tohumlarını 1977 yılında Amerika’da doktora eğitimi sırasında attı. Vakıf, Vural’ın Türkiye’ye dönmesinin ardından çocukların hayal güçlerini desteklemek, özgüvenlerini geliştirmek ve her türlü yeteneklerinin ortaya çıkmasına olanak tanımak amacıyla Prof. Dr. Vural Altın, Prof. Dr. Sıddık Yarman ve Prof. Dr. Mahir Arıkol ile birlikte 1998 yılında kuruldu. Çocukları ilgi alanları doğrultusunda motive etmek, yatılı okullara kitap, eğitim, spor, oyun materyali sağlamak, köy okullarındaki çocuklara okuma zevki aşılamak ve kitap yardımı ulaşmamış okul bırakmamak hedefiyle uzun yıllardır karınca kararınca adımlar atan İLKYAR Vakfı’nda, çalışmalar gönüllülük esasıyla yürütülüyor. Gönüllüler ulaştıkları köy okullarında edebiyattan resme, matematikten fiziğe kadar birçok alanda eğlenceli etkinlikler düzenliyor, ihtiyaç sahibi öğrencilere burs veriyor, hediyeler dağıtıyor, etkinliklerde başarılı olan çocukları Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yaz okullarında ağırlıyor.
Vehbi Koç Vakfı ve Koç Holding’in Youtube kanallarında yayınlanan törende konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, “Pandemi nedeniyle online olarak düzenlediğimiz bu ödül töreni, Vehbi Koç’u, vefatının 25’inci yılında bir defa daha anmak, hayatını adadığı değerleri hatırlatmak için bize kıymetli bir imkân sunuyor. Vehbi Koç’un ‘Ülkem varsa ben de varım’ sözü, tüm paydaşlarımızla kader birliği yaptığının ve zamanının çok ötesindeki vizyonunun göstergesidir. Bu sorumluluk duygusuyla eğitim, sağlık ve kültür alanlarında ülkemize çok değerli kurumlar kazandırmıştır. Onun ideallerini yaşatmak bizim için büyük bir gurur kaynağı ve onurlu bir vazifedir” dedi.
Ömer M. Koç: “Salgınla birlikte eğitimde fırsat eşitsizliği daha da derinleşmiş görünüyor.”
“Bu akşam sadece çok değerli bir kuruluşumuzu ve insanımızı ödüllendirmekle kalmayıp azimle çalıştığımız takdirde neleri başarabileceğimize bir defa daha şahit oluyoruz” diyerek sözlerini sürdüren Ömer M. Koç şöyle devam etti: “Hiç şüphe yok ki, içinden geçtiğimiz Covid-19 salgınının pek çok konuda menfi etkileri oldu. Ancak eğitim alanındaki sonuçları özellikle dikkat çekici ve üzücü. Milli Eğitim Bakanlığımızın web sitesinde yayımladığı ‘Sayılarla Uzaktan Eğitim’ istatistiklerine baktığımızda, yaklaşık 2,5 milyon öğrencinin Eğitim Bilişim Ağı’na erişemediğini görüyoruz. Devletimizin sahadaki durumu yakından izliyor olması, eminim alınan önlemlere de ışık tutuyordur. Her hâlükârda öğrencilerimizin yüzde 15, yüzde 16’sının sistemin dışında kalması vahim bir tabloya işaret ediyor. Korkarım, bu durum bilhassa sosyoekonomik bakımdan geri kalmış yörelerimizdeki evlatlarımızı daha da olumsuz etkiliyor. Özetle, salgınla birlikte süregelen sorun daha da büyümüş, eğitimde fırsat eşitsizliği daha da derinleşmiş görünüyor. Bizim en büyük sorumluluğumuz çocuklarımızı hızla değişen dünyaya, bugünden çok farklı bir geleceğe hazırlamaktır. Onları 21. yüzyılın yetkinlikleriyle donatmalı, gerekli meziyetleri kazandırmalıyız ki; yarının dünyasında kendilerine yer bulmanın ötesinde, söz sahibi de olabilsinler. Özgür düşüncenin temeli olan eleştirel okuma, analitik düşünme ve sentezleme becerilerini henüz okul yıllarında kazanan, donanımlı, bilim, kültür ve sanat alanlarında bilgi ve ilgi sahibi bireyler yetiştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu memleketin müreffeh ve aydınlık yarınları için eğitimi en önemli, en öncelikli meselemiz olarak görmeliyiz. Başka türlü, Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesillerini nasıl yetiştirebiliriz? Ne mutlu ki bu bilinci haiz, elini taşın altına koyan, koşullar ne olursa olsun herkesten evvel koşan, topluma liderlik eden vatansever insanlarımız var. Bu akşamki ödülümüzün sahibi de işte böyle değerli bir kişi ve hikâyesi de kendisi kadar özel” dedi.
Prof. Dr. Hüseyin Vural: “Bu ülkenin Edison’u büyük şehirlerden çıkacak diye bir şart yok. Bu bilinçle Türkiye’nin 81 ilindeki 81 köyüne kitap, bilgisayar ve internet bağlantısı sağladık. Böylece öğrencilerin EBA’ya erişimi mümkün oldu…”
Ödülünü Ömer M. Koç’un elinden alan Prof. Dr. Hüseyin Vural, İLKYAR’ın yurdun dört bir yanında dokunduğu çocukların ve gençlerin öykülerine değindiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Bu çocukların hepsini güzel etkinliklerle bir araya getirebilmek ülkemizin geleceği için çok yararlı olacaktır, diye düşünüyorum. Çocuklara dokunarak önemli olduklarını hissettirirseniz, onlar da kapasitelerini ortaya çıkarmak için büyük bir heyecanla çalışıp, her yere ulaşabiliyor. Şu anda teknoloji ilerlerken bir sürü caydırıcılar ortaya çıkıyor. 2 terabaytlık bellekler satılıyor. 4 terabaytlık olanlar da yakında satılmaya başlar. 4 terabaytlık bir bellekte 500 bin kitabı saklayabilirsiniz, yani insanlığın bütün birikimini cebinize koyabilirsiniz. Bu birikimi özümseyerek çok güzel şeyler yapabiliriz. Ama yanlış amaçlara doğru yönlenirsek, teknoloji fayda değil, uyuşturan bir rol oynamaya başlar. Sosyal medyadan o kadar ilginç bilgi ve görüntüler akıyor ki; o mükemmellikler karşısında hayran oluyoruz, ama yavaş yavaş çocuklar da, bizler de uyuşmaya başlıyoruz. ‘Biz yapamayız, onlar yapmış hepsini’ diye bir psikoloji içerisine giriyoruz. Ancak bilgiyle beslenmiş özgüvenle insanlığa yenilikler sunabiliriz.”
Başlattıkları Bilim Elçisi projesini anlatan Prof. Dr. Hüseyin Vural şöyle devam etti: “81 ildeki 81 köy çocuğunu kütüphaneci olarak belirledik. Hep birlikte bilgisayarın başına toplanıp EBA derslerini izleyebiliyorlar. Köy çocukları eğitimde bu ülkenin en şanssız olan çocukları. Çünkü taşımalı eğitimle başka il, ilçe, taşıma merkezindeki güzel okullara gidiyorlar. Orada dersler saat iki, iki buçuk civarı bitince hemen servise binip geri dönüyorlar. Okullarındaki kaynaklardan yeterince yararlanamıyorlar. Köylerinde hayat neyi gerektiriyorsa onu yapıyorlar, ya hayvanların altını temizliyorlar, ya da analarına yardım ediyorlar. Eğitimden uzaklaşıyorlar. Hâlbuki bu ülkenin Edison’u büyük şehirlerden çıkacak diye bir şart yok. O köylerde belki de pek çok Edison gizli. Okuma heyecanının sürmesi gerekir. Milli Eğitim Bakanlığımızın çok güzel bir sloganı var, ‘Eğitimde ihmal edilecek tek birey bile olamaz.’ ‘Bilim Elçilerimiz’ kütüphaneci gibi çalışıp, çocuklara kitapları dağıtıyorlar. Onlarla internet üzerinden konuşuyoruz, deneyler yapıyoruz. Bilim Elçilerimiz ile büyük bir yolculuğa başladık. Çok güzel çocuklar ve çok iyi yerlere geleceklerine inanıyorum. Onların insani değerlerini, sevgilerini, saygılarını, gülümsemelerini koruyup, milletimize hizmet edecekleri günleri görmek için yaşıyorum.”
Prof. Dr. Hüseyin Vural, TÜBİTAK’ın desteklediği Yaz Bilim Okulu’nun 19 yıldır sürdüğünü de anlatırken, “Bilim Okulumuz ODTÜ kampüsünde gerçekleşiyor. ODTÜ’nün bilim insanları çocuklar ile buluşuyor. Çocuklar kendi deney setlerini geliştiriyor ve birçok etkinlik gerçekleştiriyorlar. Böylesine dolu dolu geçen bir Yaz Bilim Okulu’nda söz veriyorlar, ‘Biz de sizin gibi olacağız, ülkemize, milletimize faydalı bireyler olacağız’ diyorlar. Yaz Bilim Okulu her sene 8-9 gün kadar sürüyor. Bunu yıl boyunca yapalım arzusundayız. Onun için de bir rüyamız var, köylerden ve şehirlerden çocukların geleceği, en güzel şekilde altyapısını kuracağımız, sürekli güncelleyeceğimiz laboratuvarlar ile tüm çocuklara, anne ve babalara hitap edecek Bilim Sanat Köyü’nü kurmak istiyoruz” dedi.
Prof. Dr. Hüseyin Vural, “İyi ki Vehbi Koç bu vakfı kurmuş. İyi ki sizler böyle güzel şeylere devam ediyorsunuz. Vehbi Koç’u rahmetle anıyor, hepinize çok teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Hüseyin Vural Hakkında:1951 yılında Sarayköy-Denizli’de dünyaya gelmiştir. 1973 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun olan Vural, 1976 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisansını, 1982’de ise Rutgers University’de doktora eğitimini tamamlamıştır. Prof. Dr. Hüseyin Vural, 1987 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Makina Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi olmuş, ODTÜ Sürekli Eğitim Merkezi’nin başkanlığını da yürütmüş ve 2018 yılında ODTÜ’den emekli olmuştur. Prof. Dr. Hüseyin Vural, İLKYAR Vakfı’nın başkanlığını kuruluşundan beri sürdürmektedir. İLKYAR Vakfı Hakkında:İlköğretim Okullarına Yardım (İLKYAR) Vakfı, 1998’de Prof. Dr. Vural Altın, Prof. Dr. Sıddık Yarman, Prof. Dr. Mahir Arıkol ve Prof. Dr. Hüseyin Vural tarafından kurulmuştur. İLKYAR’ın temeli, destek verilmemiş köy okulu bırakmamak amacıyla EFES olarak adlandırılan Educational Funds for Elementary Schools’a dayanmaktadır. EFES, 1978 yılında Amerika’da doktorasını yapmakta olan Hüseyin Vural tarafından hayata geçirilmiştir. İLKYAR, özellikle köy çocuklarına okuma heyecanı ve eğitimlerini daha ileri düzeyde sürdürme motivasyonu kazandırmak ve eğitimlerine katkıda bulunmak için insanların eşit olduğu ilkesinden yola çıkarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Vehbi Koç Vakfı Hakkında: Türkiye’nin sanayi duayeni merhum Vehbi Koç tarafından 17 Ocak 1969’da kurulan Vehbi Koç Vakfı, kuruluşunun 52. yılında Türkiye’ye kazandırdığı onlarca eserin ve on binlerce öğrenciye verdiği desteğin haklı gururunu yaşıyor. Türkiye’nin ilk özel vakfı olarak kurulduğu günden itibaren çağdaş ve gelişen bir Türkiye’ye katkı sağlamak amacıyla; eğitim, sağlık ve kültür alanlarında toplumun yaşam kalitesini yükseltecek öncü ve örnek hizmetler sunmaktır. Bugüne kadar Türkiye’ye eğitim, sağlık ve kültür alanlarında birçok kurum kazandırmış ve yüzlerce projeye destek vermiş olan Vehbi Koç Vakfı’nın 52 yılda burs vererek destek olduğu öğrenci sayısı 50 bini aştı. Vehbi Koç Vakfı’na ilişkin tüm gelişmeleri www.vkv.org.tr adresinden takip edebilirsiniz.
Vehbi Koç Ödülü Hakkında: Vehbi Koç Ödülü, 2002 yılından bu yana eğitim, sağlık ve kültür alanlarında verilmekte; topluma değer katan, örnek olan hizmetleri tanıtmayı ve ödüllendirmeyi amaçlamaktadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye resmî ziyarette bulunan Kanada Başbakanı Mark Carney’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde resmî törenle karşıladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kanada Başbakanı Carney’in tören alanındaki yerlerini almalarının ardından iki ülkenin millî marşları çalındı. Kanada Başbakanı Carney’in tören kıtasını selamlamasından sonra iki lider heyetlerini birbirlerine takdim etti.
Türkiye ve Kanada bayrakları önünde basın mensuplarına poz veren Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Kanada Başbakanı Carney, daha sonra baş başa görüşmelerini gerçekleştirmek üzere Cumhurbaşkanlığı Külliyesine geçti.
Merhametsizlikte sınır tanımazlar FETÖ’cüler şirketleri batırmak ve Mülklerini ele geçirmek için her türlü DİZİ FİLİMİ çeviriyorlar FETÖ’cüler çok zengin yandaşlar oluşturmak ana hedefleridir FETÖ’de “hedefe ulaşmak için her yol mübahtır” anlayışı vardır MARKA &PATENT ÇETESİ Marka & Patent çetesi | Devletin imkanlarını kullanıp Milletimize TUZAK kuruyorlar | FETÖ’cülere Kimler yardım ediyor? FETÖ’cüler Makam mevki ve para için her şeyi yapıyorlar FETÖ’nün bilişim militanları | İnsanlara kumpas kurarak adli sicil kayıtlarını kirletmek için her türlü yolsuzlukları yapıyorlar kurdukları tuzaklarda sınır tanımıyorlar
Bir FETÖ’cü nasıl anlaşılır? “Her türlü film çevirmek” Her türlü İftirayı atarlar sınır tanımazlar Yalan söylemekte, Kumpas kurmakta, İftira atmakta ,Dikizlemekte, Devlet imkanlarını örgüt için kullanmakta, Kamu ve insanların malına konmakta, adam öldürmekte uzmandır bunlar! merhamet ve vicdanları yoktur Makam mevki ve para için her şeyi yaparlar Hak yediler Soru çaldılar, insanlara kumpas kurdular, özellerini teşhir ettiler, o görüntülerle tüm istediklerini aldılar. İşyerlerine Kamu kurumlarına sitelere evlere kameralar kurdular hem insanları izlediler hem dinlediler insanların özel hayatlarına girdiler evlerine gizli kameralar kurdular bu yolla insanları ,şirketleri ,tehdit ettiler .her türlü yolsuzluğu yaptılar Bunlar ne kadar insanlık suçu varsa işledi hala işlemeye devam ediyorlar 40 yıl boyunca sinsi sinsi örgütlendiler. Suçsuz insanları kumpas kurup hapse attırdılar merhametsizler Türkiye’nin ve şirketlerin sırlarını sattılar Casusluk yaptılar. Devleti ele geçirmek için her şeyi yaptılar. Kaç masum insanın yuvasını yıktılar kim bilir? Nice esnafı iflas ettirdiler kurdukları kumpaslarla Mallarını ele geçirdiler Paravan holding ler kurdular insanların Mallarına el kondular. Karşı çıkanı da ölüme yolladılar… Vicdandan yoksun, gaddar, zalim merhamet yoksunudur bunlar Her türlü iftirayı atabilecek, her yalanı söyleyebilecek kadar zalimdirler.
Marka & Patent çetesi | Devletin imkanlarını kullanıp Milletimize TUZAK kuruyorlar |
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Biz sadece tasfiyesine karar verilen fonlardaki 455 bini aşkın yatırımcıyı değil, aileleriyle birlikte çok sayıda insanımızı etkileyen bu meseleyi çok ciddiye alıyoruz, ciddiyetle ele alıyoruz. Meselenin üzerine de tavizsiz bir şekilde gidiyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) AK Parti Grup Toplantısı’na katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantının AK Parti, demokrasi ve ülke için hayırlara vesile olmasını diledi. İçeride ve dışarıda, özellikle bölgede çok yoğun gündem maddelerinin olduğunu, önemli gelişmelerin yaşandığını ve hassas bir süreçten geçildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunlara değinmeden önce geçen hafta İstanbul’dan Ankara’ya gelirken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Üsküdar Belediye Başkan Vekili Dündar Ziya Gültekin’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve Üsküdar halkına başsağlığı diledi.
“ALÇAKÇA BİR NEFRET KAMPANYASINA ŞAHİT OLDUK”
Merhum Ziya Gültekin’in Üsküdar aşığı, şehrini ve ilçesini büyük bir tutkuyla seven, hangi mevkide olursa olsun, hizmet etmekten heyecan duyan, mutluluk duyan müstesna bir insan olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendisi hem teşkilatımız içinde hem de Üsküdar’da sevilen, sayılan bir isimdi. Başkan Vekilliği sırasında da çalışkanlığıyla, samimiyetiyle, emanetin hakkını verme noktasında ortaya koyduğu gayretleriyle temayüz etmişti. Biz kendisinden razıydık, Rabb’im de razı olsun. Ziya Gültekin kardeşimizi cennetiyle, cemaliyle inşallah müşerref eylesin. Geride bizlere emanet olarak bıraktığı 3 yetim evladının tek tek gözlerinden öpüyor, Cenabı Allah kendilerine sabır versin, metanet versin, diyorum” ifadelerini kullandı.
Üsküdar Belediye Başkan Vekili olarak seçilen Muhammed Emin Sarıoğlu’nu tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kendisinin Üsküdar halkına aşkla hizmet edeceğine gönülden inanıyorum. Tabii burada bir üzüntümü de ifade etmek istiyorum. İnsanı insan yapan değerler vardır. Acıya saygı bunlardan biridir. Empati kurmak bunlardan biridir. Ziya kardeşimizin hepimizi kedere boğan vefatından sonra özellikle sosyal medya platformlarında tek merkezden yönetildiği anlaşılan, alçakça bir nefret kampanyasına şahit olduk. İnsanlıktan nasibini almamış bir güruh, hiç tanımadıkları bir insana karşı içlerinde biriktirdikleri ne kadar cerahat varsa hepsini kustular. Bu gözü dönmüşlük öyle bir raddeye ulaştı ki taziye mesajı yayımlayarak en temel insani vazifesini yerine getiren herkese saldırdılar. Kalbi taşlaşmış, sureti dışında insanlıkla artık hiçbir alakası kalmamış bu müptezelleri de ben Cenabı Allah’a havale ediyorum.”
“TÜRKİYE MERKEZLİ SİYASET GÜTMENİN İHTİYAÇTAN ÖTE MİLLİ BİR GÖREV OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZDİK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir süredir, hemen her konuşmasında siyasette artan kutuplaşmanın tehlikelerine dikkati çektiğini belirterek, Yeni Yasama Yılı Açılış Töreni’ndeki hitabında da buna etraflıca değindiğini hatırlattı.
İçinde bulunulan bölgesel konjonktürde Türkiye’nin yeni bir siyaset tarzına, yeni bir siyaset diline ihtiyacı olduğunu özellikle belirttiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyaseti millete daha iyi hizmet etme yarışı olmaktan çıkarıp dost-düşman ikiliğine hapsetmenin sadece demokrasi için değil toplumsal barış ve huzur için de tehdit oluşturduğunu ifade ettiğini anımsattı.
Bununla kalmayıp bir de iyi niyetli bir çağrı yaptığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Rakiplerimiz dahil tüm siyasi partileri, söz konusu milletin ve memleketin menfaatleri olduğunda siyaset kurumu olarak savaş baltalarını bir yana bırakıp müştereklerimizi çoğaltmaya davet ettik. Türkiye merkezli siyaset gütmenin, bilhassa bu dönemde ülkemiz açısından ihtiyaçtan öte millî bir görev olduğunun altını çizdik. Ancak son 3 haftada büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Teessüfle belirtmek isterim ki muhalefetin bazı aktörlerinin ne böyle bir hassasiyeti ne de böyle bir gündemi var. Dünyayı ve bölgemizi hiç takip etmedikleri gibi Türkiye’ye yönelik örtülü operasyonlardan, toplumsal mühendislik projelerinden de habersizler. Kendi dar kadro çıkarları dışında her şeye gözlerini ve kulaklarını kapatmış durumdalar. ‘Plan’ deseniz yok, ‘program’ deseniz yok, ‘ülkenin sorunlarına çözüm önerisi’ deseniz yok, ‘siyasette nezaketi koruyalım’ deseniz maalesef o da yok. Kusura bakmasınlar ama bu tavır doğru bir tavır değildir. Sorumlu bir tavır değildir. Türk demokrasisi için tehlikeli olduğu kadar marazi de bir tavırdır. ‘Benim menfaatime olacaksa isterse bu ülke batsın, bitsin, kaosa girsin’ tavrı, son derece bencilce bir tavırdır.”
“SEFERBERLİK ÇIKTI DA BİZİM Mİ HABERİMİZ YOK?”
Bu tavrın, Türkiye üzerine operasyon hayalleri kuran çevrelere cesaret veren bir tavır olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, değerlendirmesine şöyle devam etti: “Üç kuruşluk siyasi ikbalini, vatandaşı olduğu ülkenin, mensubu olduğu milletin felaketine bağlamak, egoist bir zihin dünyasının başvurumudur. 24 yıl boyunca ülkenin ayağına ne zaman taş değse umutlandılar. 24 yıl boyunca Türkiye’nin sıkıntılarından rant devşirmeye çalıştılar. 24 yıl boyunca tüm umutlarını ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal olarak zayıflamasına, böylece iktidarın kan kaybetmesine bağladılar. Dikkat edin, bugün de aynı ham hayali kuruyorlar. Geçenlerde bir tanesi çıkmış şuursuzca, ‘savaştayız’ diyor. Hırsı aklını esir almış bu zata sormak lazım: Hayırdır beyler kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı savaş ilan ettiniz? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye işgal edildi de biz mi duymadık? Türkiye işgal edilmediğine, seferberlik çıkmadığına göre nereden aklınıza esti bu savaş? Öyle mi?”
“BU MİLLETİ DÜŞMANLAŞTIRMAKTAN NE ZAMAN VAZGEÇECEKSİNİZ?”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 24 yılda ülkenin başına çok ciddi sıkıntılar geldiğini, Türkiye’ye aba altından sopa gösterenlerin, boylarına poslarına bakmadan Türkiye’yi alçakça tehdit edenlerin olduğunu belirtti.
“Ülkeyi içeriden çökertmek için Gezi olayları gibi nice dümenler çevrildiğini, ‘Muhalefeti destekleyip, iktidarı devireceğiz’ diyeninden, dergi kapakları üzerinden mesaj verenine kadar nice saldırıyla karşılaştıklarını” dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunların hiçbirinde sesiniz çıkmadı. Türkiye’yi tehdit edenlere, Türkiye’yi karıştırmak isteyenlere karşı bir kez olsun bu dili kullandığınızı görmedik. Hatta gittiniz, onlardan yardım dilendiniz, el açtınız, etek öptünüz. Şimdi çıkmış utanmadan ‘savaştayız’ diyorsunuz. Allah aşkına siz ne dediğinizin, lafınızın nereye gittiğinin farkında mısınız? Bu milleti düşmanlaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Sorumlu, sağduyulu siyaset yapmayı ne zaman öğreneceksiniz? Onlara diyorum ki ‘Bu milletin kardeşliğinden artık ellerinizi çekin.’ Bölerek, ayrıştırarak, ötekileştirerek varacağınız hiçbir yer olmadığını artık kabul edin. Açık söylüyorum, böyle sorumsuz bir söylem olmaz. Sürekli hakaret ederek, sürekli insanları tahrik ederek siyaset yapılmaz çünkü siyaset, aklına geleni söyleme değil, sözünü ölçerek, tartarak ifade etme sanatıdır. ‘Efendim, ben ona buna bakmam, istediğimi söylerim.’ derseniz o zaman istemediğinizi işitirsiniz. Dahası sadece kendinize, sadece siyaset kurumuna değil, bu ülkeye ve millete de kötülük etmiş olursunuz.”
“İFTİRA SİYASETİNE, ÇAMUR AT İZİ KALSIN SİYASETİNE TESLİM OLMAYIZ”
“Bunların siyasetsizliği siyaset hâline getirmeleri sadece söylemlerle sınırlı değildir. Aynı ciddiyetsiz tavrı fon tartışmalarında da görüyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dedikodular üzerinden insanların izzetiyle, itibarıyla oynuyorlar. Milletin malına el uzatmak ne kadar büyük bir suçsa aynı şekilde namuslu, şerefli, onurlu insanlara mesnetsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o kadar büyük bir suç, o kadar büyük bir şenaattir” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Bundan daha fenası ise foyan ortaya çıktığı hâlde işi pişkinliğe vurmaktır. Hem elinde bilgi, belge olmadan Kabine üyelerimizi itham edeceksiniz, önüne gelene iftira atacaksın, devletin kurumlarını töhmet altında bırakacaksın, insanlar millete, hizmete ayırması gereken vakti senin iftiralarını, senin bühtanlarını belgeleriyle yalanlamaya ayıracak, sonra da çıkacaksın, yüzün kızarmadan, hiçbir mahcubiyet duymadan işi pişkinliğe vurup kulağının üstüne yatacaksın. Biz buna ‘eyvallah’ demeyiz. İftira siyasetine, çamur at izi kalsın siyasetine teslim olmayız. Kimse kusura bakmasın. İftira atmanın, insanların izzetiyle oynamanın, insanları töhmet altında bırakmanın faturası pişkinlik olamaz. Biz hukuk, demokrasi zemininde bunun mücadelesini sonuna kadar veririz, vereceğiz. Bizim siyasetimizin pusulası bellidir. 86 milyonun birliği, dirliği ve huzurunun her şart altında korunmasıdır, Türkiye’nin toplumsal barış ve istikrarının muhafazasıdır, millî iradenin bilakayduşart egemen kılınmasıdır, demokrasimizin tehditler karşısında savunulmasıdır, içinden geçtiğimiz bu kritik dönemde iç cephemizin güçlendirilmesidir, siyaset kurumunun itibarının korunması, milletin sorunlarına tek çözüm adresi olmaya devam etmesidir. Biz bunun için çalışıyor, bunun için mücadele ediyoruz. İnşallah bu prensipler temelinde siyaset yapmaya devam edeceğiz.”
İSTANBUL VE ÇEVRE İLLERDEKİ AŞIRI YAĞIŞ, SEL VE SU BASKINLARI
Geçen hafta İstanbul ve çevre illerde aşırı yağış, sel ve su baskınlarına maruz kaldıklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşların can ve mal güvenliğini tehdit eden bu afetler karşısında devlet olarak hiç vakit kaybetmeden harekete geçtiklerini söyledi.
İlgili bakanların derhal İstanbul’a intikal ederek hem afetin boyutlarını hem de ihtiyaçları tespit etmek amacıyla çalışmalara vaziyet ettiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk etapta 14 Ekim tarihinde afet gruplarının İstanbul’daki il ve ilçe AFAD yönetim merkezlerinde 7 gün 24 saat esasıyla çalışmaya başladıklarını ifade etti.
İstanbul’daki arama kurtarma, müdahale ve destek çalışmalarında 47 bin 217 personelin, 5 bin 280 araç ve 14 botla sahada görev aldığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “19 Ekim itibariyle 112 Acil Çağrı Merkezi ve AFAD’a yapılan 21 bin 600 ihbar doğrultusunda toplam 3 bin 270 vatandaşımızın güvenli bölgelere tahliyesi sağlandı. İstanbul’da 7, Kocaeli’de ise bir vatandaşımız maalesef hayatını kaybetti. Bu vesileyle vefat eden kardeşlerime bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Hayatını kaybeden kardeşlerimizle ilgili olarak gerekli her türlü soruşturma ve inceleme sürüyor. Bilinsin ki ihmal veya kusur varsa sorumlular ortaya çıkarılacak ve gereken hiç tereddütsüz yapılacaktır. Fakat milletçe hepimizi üzen bu acı hadiseyi kendileri için, kendi siyasi ajandaları için, özellikle de belediyelere yönelik yolsuzluk operasyonlarını itibarsız hâle getirmek için kullanmaya çalışan fırsatçılara da asla müsamaha göstermeyeceğiz.”
Afetten olumsuz etkilenen vatandaşlara her türlü desteği verdiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, acil ve temel ihtiyaçlarının karşılanması için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hane başına 10 bin lira olmak üzere toplam 200 milyon lira, AFAD tarafından 230 milyon lira, Ticaret Bakanlığı tarafından da 80 milyon liranın İstanbul Valiliğine aktarıldığını kaydetti.
Şu ana kadar İstanbul’daki 37 ilçede 5 bin 672 haneye yaklaşık 57 milyon lira tutarında dağıtım yapıldığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şimdi isterseniz devlet olarak neler yapmışız, kısaca bir bakalım” sözlerinin ardından Grup Toplantısı Salonu’nda video izletildi.
Videonun ardından konuşmasına devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, felaketin yol açtığı zarar ve hasarları en kısa sürede telafi etmek için ilgili kurumlarla gerekli tüm adımları atmayı sürdüreceklerini belirtti.
“İSRAİL’İN AĞIR TAHRİKLERİNE RAĞMEN SURİYE’DE BARIŞ, HUZUR VE İSTİKRAR TEKRAR BOY VERMEYE BAŞLADI”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, önce Kızılcahamam’daki 20. İstişare ve Değerlendirme toplantılarında, ardından 7 Mayıs 2013’teki AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda Beşşar Esed rejiminin Suriye’nin Banyas ilçesindeki katliamına tepki gösterdiklerini anımsattı. O günlerde yaptığı konuşmayı tekrarlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Banyas’ta çocukların figanı arşı inletirken, “susan dilsiz şeytanlardan” olmayacaklarını vurguladığını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diye soran Suriye halkına, “Hiç kuşkusuz Allah’ın yardımı yakındır” diyerek, “Sabreden zafere ulaşır ve Suriye inşallah zafere ulaşacaktır” ifadelerini kullandığını aktardı. Bunları, bugün içeride ve dışarıda kendilerine demokrasi, hukuk, insan hakları dersi verenlerin sessizliğe gömüldüğü günlerde söylediğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, üstat Sezai Karakoç’un da en güzel şekilde ifade ettiği gibi ‘yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer’ olduğuna gönülden iman ettik. Zulmün, vahşetin, barbarlığın etrafı kuşattığı o günlerde ‘ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır’ dedik. Rabb’im de bizleri ne milletimize ne Suriyeli mazlumlara mahcup etti. Cenabı Allah Suriyeli kardeşlerimizi muhteşem bir zaferle müyesser kıldı” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye halkının 8 Aralık 2024’te, yıllarca anlatılacak, dilden dile, gönülden gönüle aktarılacak muazzam bir zafere imza attığını dile getirdi.
“İHTİYAÇ DUYULDUĞU HER AŞAMADA SURİYE’NİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDİYORUZ”
13,5 yıllık zulmün ardından, İsrail’in ağır tahriklerine rağmen Suriye’de barış, huzur ve istikrarın tekrar boy vermeye başladığını gördüklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye halkının, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın dirayetli liderliğinde, birlik ve beraberlik içinde ortak geleceklerini inşa ettiklerini söyledi.
“Kuzeydeki entegrasyon sürecinin tekemmül etmesiyle Suriye’de yepyeni bir sayfanın açılacağına inanıyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de Türkiye olarak ihtiyaç duyulduğu her aşamada Suriye’nin yanında olmaya devam ediyor, Suriye halkının refah ve huzuru için üzerimize düşen sorumluluğu bu süreçte hakkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de özellikle zalimlere ve katillere ibret olması gereken çok önemli gelişmelerin de yaşandığına değindi.
Mazlumların ahının yerde kalmadığını, aheste aheste çıktığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocukları öldürmekten keyif alan caniler nereye kaçarlarsa kaçsınlar, saklandıkları inlerinde tespit edilip tek tek ayıklanıyor. Ellerinde silah, önlerinde çeşitli paçavralarla Türkiye’yi tehdit edenler için, Banyas’ta 248 masumun, Reyhanlı’da 53 insanımızın kanını dökenler için, Suriyeli yavruların cenazeleri üzerinde kahramanlık pozları veren alçaklar için hesap vakti gelip çatmıştır. Kardeşlerim, hiç şüpheniz olmasın, başkaları için de hesap vakti gelecektir. Geç de olsa, yüz binlerce Suriyeli mazlumun hayatı pahasına da olsa adaletin yerini bulacak olmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Banyas, Reyhanlı ve Suriye’de gerçekleştirilen diğer pek çok katliamın faili olan teröristin yakalanmasını sağlayan Suriye istihbaratı ile Millî İstihbarat Teşkilatımızın gizli kahramanlarını yürekten tebrik ediyorum.”
“MİLLETE YANLIŞ YAPANA, MİLLETİN MALINA EL UZATANA SAHİP ÇIKMAYIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmalarına ilişkin tutumlarını farklı vesilelerle paylaştıklarını anlattı. Konuyu 3 farklı kategoride hassasiyetle yönettiklerinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, tasfiyesine karar verilen fonlardaki birikimlerin yatırımcılara ödenmesinin ilk aşamada geldiğini bildirdi.
Fon Koordinasyon Kurulu ve ekonomi kurmaylarının düzenli bir araya geldiğini ve alınan kararların şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklandığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Meclisimizin gündemindeki yasa teklifinin yürürlüğe girmesini müteakip inşallah ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “İkinci aşamada hukuk ve ahlak dışı yöntemlerle manipülasyon yaparak, kimi zaman bir organizasyon dahilinde haksız ve fahiş kazanç elde edenlerden yargı önünde hesap sorulmasıdır. Başsavcılıklarımız, deliller ve itiraflar ışığında bu konuda gerekeni yapıyor. Üçüncü aşamada ise bir daha benzer bir sorunla karşılaşmamak için alınması gereken tedbirler kısmıdır. Gerek Devlet Denetleme Kurulumuzun hazırlayacağı kapsamlı rapor, gerekse talimatımız doğrultusunda yürütülen diğer çalışmalar neticesinde kurumsal, bireysel veya mevzuat boyutu itibarıyla burada da her türlü adım atılacaktır. Şunu bir kere daha açık açık ifade etmek isterim, biz, sadece tasfiyesine karar verilen fonlardaki 455 bini aşkın yatırımcıyı değil, aileleriyle birlikte çok sayıda insanımızı etkileyen bu meseleyi çok ciddiye alıyoruz, ciddiyetle ele alıyoruz, meselenin üzerine de tavizsiz bir şekilde gidiyoruz. Muhalefetin ne dediği değil ne yaptığı, meseleyi istismar için kullanması bizim umurumuzda değildir. Muhalefetin, belediyelerde yaşanan skandallara sahip çıkmış olması, her türlü rezilliğin, her türlü ahlaksızlığın arkasında durmuş olması, hatta il il gezip yolsuzlukları aklama turları düzenlemiş olması da bizi ilgilendirmez. Daha önce de söyledim, biz onlara benzemeyiz. Biz, millete yanlış yapana, milletin malına el uzatana sahip çıkmayız.”
“MİLLETİMİZİN ÇIKARINI HER TÜRLÜ HESABIN ÜZERİNDE TUTUYORUZ”
Referanslarının ve örneklerinin muhalefet olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinden, yaptıklarından sorumlu olduklarını ifade etti.
Konunun kendi tabanları, yıllardır kendilerine destek veren camiaları tarafından yakından takip edildiğini bildiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, her türlü teklif ve tenkidi önemsediklerini belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AK Parti, sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nevi şahsına münhasır bir harekettir. Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki yanlışa ‘yanlış’, doğruya ‘doğru’ diyen bir seçmenimiz var. Bizi bugünlere getiren, bizi son 25 yılda başarıdan başarıya koşturan işte böyle bir kadroya, işte böyle bir tabana sahip olmamızdır. Bizi bugünlere getiren, önce yüce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, daha sonra irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır. Bunun için Rabb’ime her zaman hamdettim, bugün de hamdediyorum” ifadelerini kullandı.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da makul ve yapıcı zeminde kalmayı, dökmeyi değil inşa etmeyi, yol göstermeyi amaçlayan eleştirilere kulak vermeye devam edeceklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Vatandaşlarımdan gönüllerini ferah tutmalarını rica ediyorum. Puslu havada mevzi kazanmaya çalışan fırsatçılara prim vermesinler. Medya ve sosyal medya üzerinden algı oluşturan operasyon hesaplarına karşı dikkatli olsunlar. Bilhassa boğazlarına kadar pisliğe bulaşmış olanların dedikodularına, hezeyanlarına kulak asmasınlar. Biz bu meseleye bir cerrah titizliğiyle vaziyet ediyor, milletimizin çıkarını her türlü hesabın üzerinde tutuyoruz. Allah’ın izniyle ne bu camianın ne de bu milletin başını öne eğdirmedik, bundan sonra asla eğdirmeyeceğiz. Şimdiye kadar ne size ne de milletimize mahcup olmadık, Allah’ın izniyle mahcup olmayacağız. Teşkilatıma seslenmek istiyorum, özellikle karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek büyük bir fedakarlıkla, samimiyetle bu dava için gece gündüz koşturan, emeklerini belki de hiçbir zaman tam olarak ödeyemeyeceğim yol arkadaşlarımın beni çok iyi dinlemesini rica ediyorum: Kardeşlerim, biz 25 sene önce AK Parti’yi hangi ilkeler, hangi değerler üzerine bina ettiysek bugün de aynı ilkeler ve prensiplerle hareket ediyoruz. Biz buralarda, bu koltuklarda, en çok da fakir fukaranın, garip gurebanın sesi, soluğu, sığınağı olmak için varız. Biz buralarda, bu koltuklarda, yetimin başını okşamak için, öksüzün yarasını sarmak için, Allah’tan ve devletten başka kimsesi olmayanların kimsesi olmak için varız.”
Necip Fazıl Kısakürek’in “Sakarya Türküsü” şiirinden “İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal/Hamallık ki, sonunda ne rütbe var ne de mal/Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan” dizelerini okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, böyle bir misyonu kuşandıklarını, bu yüke talip olduklarını belirtti.
“ZAFERDEN ZAFERE KOŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bugüne kadar nice zorluğun üstesinden alnımızın akıyla geldik, nice imtihanı başarıyla verdik, nice badireyi suhuletle atlattık. Hiçbir zaman yılgınlık içinde, yeis içinde, karamsarlık içinde olmadık. Bugün de karamsar değiliz, umutsuz değiliz, yeis içinde hiç değiliz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak geleceğimize güvenle bakıyoruz, çok daha çetin badirelerden, krizlerden, sınavlardan güçlenerek çıktık, Allah’ın izniyle buradan da güçlenerek çıkacağız. İnşallah destanlar yazmaya, başarıdan başarıya, zaferden zafere koşmaya devam edeceğiz. Rabb’im ömür verdikçe daha nice yıllar bu ülke için, bu millet için sizlerle birlikte çalışmaya, hizmet üretmeye devam edeceğiz.”
TBMM’de görüşülecek 2027 yılı bütçesinin hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletvekillerine çalışmalarında başarı diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Pakistan ve Suudi Arabistan’la beraber imzaladığımız ortak savunma anlaşmasını da onaylanmak üzere Gazi Meclisimize ilettik. Dün Libya’dan son derece sevindirici haber aldık. Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nı oy birliğiyle kabul etti. Bu önemli kararın da hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Libya Temsilciler Meclisi’ndeki tüm kardeşlerime selamlarımı yolluyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Grup Toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin “Şam ziyaretinizin tarihi belli oldu mu?” sorusuna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Henüz değil. Yaparız” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yakın zamanda Sayın Bahçeli ile görüşmeniz bekleniyor mu?” sorusu üzerine de “Yakın zamanda olabilir” yanıtını verdi.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.